Yazılarım
BRÜJ’Ü SEVMEK...
24.06.2016
Ankara,  24 Haziran 2016

Brüj: Amansız çikolata ve kahve kokusu…


Kanallar ve renkler şehri…

Brüj’e gitmek için Brüksel’den arabayla yola koyulduk. Güzel bir sonbahar sabahı ağaçların yaprak dökümünden daha çok ağaçlardaki renk yangınına takıldım. Yola çıktığımız noktadan Brüj yaklaşık kırk beş kilometre... Kahvaltı için arabayı park edip asansörle kent merkezine çıktık.

Kahvaltıda etrafı izlerken; bir çift takıldı gözlerime. Güne ışıl ışıl hazırlanmış, yaşamlarının gün ortasındaki kadın bira, erkek şarap içiyor. Erkeğin gözü kadının üstünde ansızın omzundan kayan şalını düzeltiyor. Bizim insanlarımızı bu yaşlarda böyle görebilmeyi ne çok isterim…

Kahvaltı sonrası yürüdüğümüz cadde, bizi şehrin meydanına çıkardı.

Meydanı taçlandıran eser şüphesiz Brüj'ün simgelerinden seksen üç metrelik yüksekliği ile Belfry Kulesi (Belfort). İlk kez 1240 yılında inşa edilen kulenin içinde eskide yer alan kumaş borsası meydanı hareketli kılıyor.

Geçmişinde gözetleme yeri olarak kullanılan kule bugün ise müthiş bir Brüj manzarası görünümünü koruyor. Meydandaki tarihi eserler meydanı daha da görkemli kılıyor.

Bu meydanda aynı zamanda kırk yedi farklı çan sesi duymak olası.

Çan sesleri bir reklamcının, reklamın önemini vurgulamak için “Tanrı’nın bile reklama gereksinimi var yoksa her kiliseye bir çan koydurur mu?” sözünü anımsattı.

Bir de seni sevdiğim... Ansızın bu şehir sen oldun.

Brüj Müzesi’nde Salvador Dali’nin fotoğrafını asılı görünce; gülümsedim. Bu şehri Brüjlü kadınların dantelleri gibi göçmen kalemimle işlemeye karar verdiğim anlarda karşıma bir deli yeteneğin çıkması unutulmaz bir rastlantı değil mi?

14. yüzyıla tarihlenen ve bugün de kullanılan Belediye Sarayı (Town Hall), meydanın en göz alıcı binası diyebilirim. Küçük kuleleriyle çizgi filmlerindeki şatoları anımsatıyor. Ön bölümdeki heykeller ve ince işlemeler nefis görünüyor. Şehrin kitapçıklarında okuduğuma göre 1376 tane Gotik penceresi var.

Belirli zamanlarda gezmeye izin verilmiyor. Sarayın sol tarafında, şehir arşivlerine ev sahipliği yapan, Brüj Müzesi (Brugse Vrije) yer alıyor.

Rüzgârın savurduğu yapraklarla su kanallarına savruldum.

Meydana açılan daracık Blinde-Ezelstraat'ın süslü kemerlerinin seyrinden geçerek kanala çıktık. Minicik köprü tıklım tıklımdı. Burası bir tür kesişme noktası sanki. Kesişme noktası bugünlerde ruh iklimimin kavşakta olduğunu kulağıma fısıldıyor. Evettt! Yaşamımın kavşağındayım. Karar verip koşturmalıyım. O nedenle bu güzel şehri tadımlık gezdim.

Brüj’ün olmazsa olmazlarından birisi kabul edilen tekne turunun kuyruğu uzun mu uzun. Bizim de zamanımız yok. Avrupa’nın pek çok şehrinde olduğu gibi yaklaşık otuz dakika süren kanal turu yerli yabancı gezi yazarları tarafından turistik olay olarak sunulmasına karşı olsam da bu turu yapma isteğim içimde kaldı.

Beş noktadan başlayan kanal turlarının hepsi birbirinin aynısı olsa da bu turu yapmalı. Çünkü kanal turu yürürken gördüğünüz ve gezdiğiniz yerleri farklı bir perspektifle izlemeniz açısından size unutulmaz bir görsel şölen sunar. Gezi boyunca göz kameranıza farklı fotoğraf kareleri girer. Sunulan kareleri yakalarsanız ne mutlu... Teknelerin her tarafı açık ve çok büyük değil sanki ayağa kalkıp fotoğraf çekmek biraz yürek hoplatacak. Tekneleri kullanan kişiler küçük bir megafonla turistlere dört dilden gösterilen yerler hakkında küçük bilgiler veriyorlar.

Ve dört dilde küçük şehir: Bruges, Brugge, Bruges, Brügge.

Görkemli küçük Venedik Brüj, tiyatro binası, birkaç kilise, parke kaldırımlı taşlar, rengârenk, çatıları üçgen ufak tefek evler, dantel ve çikolata dükkânları ile şirin dar sokaklar eşliğinde tarihin içinde kısa gezimi bir kafede kahve içip çikolatayı sensiz yemeyi başardım.

Aşkın gölü Minnewater'a da yalnız gidilmez ki?

Bu küçük şehrin erkekleri sen...

Çan sesleri sarhoşluğundaki zil...

Yürüyüşleri fidan boyunun yansıması…

Sevdalı kadının çın çın öten şarkısıyla;

Bu şehir sensin.

Gönlünde sonbahar hüznü olsa da

Aklında sen varsın.

Bu küçük, bu çikolata kokan, bu renkler, bu kanallar şehri sensin.

Ben Brüj'ü çok sevdim...

 

Yaşar Seyman

yasarseyman@gmail.com


Paylaş