Yazılarım
EYLÜL
09.09.2013

Eylül aylardan bir ay mı?

Yoksa Mehmet Rauf’un romanının adı mı?
Eylül, hüznü ile gelen, bir mevsim başlatan, sonbaharı müjdeleyen ay.
Eylül, ‘Dünya Barış Günü’nü anımsatır; barışın önemine dikkat çeker.
Eylül’de bir de toplumsal utancımız olan tarihi olaylar gündeme düşer:
6 – 7 Eylül 1955 olayları, ne yazık ki ülkemizin tarihsel bir utancıdır.
Bu tür tarihsel utançlara herkesin bulunduğu yerden, farklı bir pencereden bakması, yorumlaması, aklaması, birilerini suçlaması yerine; olayın üstündeki giz perdesi kaldırılmalı ve olayla yüzleşmesi gerekir. Yoksa o yaralar kanamayı yıllar yılı sürdürür.
 
12 Eylül 1980 kanlı bir darbedir.
İnsanların uzun yıllar Eylül ayıyla kırgın oluşu bu kanlı darbedendir.
Oysa aylar, yıllar, şehirler suçlu olur mu?
Olsa olsa ya uğurlu ya da uğursuzdurlar.
Uğursuz bile olmamalılar... 
Aylarda, yıllarda, mevsimlerde, kentlerde kötü yazgılarından kurtulamazlar.
O kara yazgıları değiştirmek yaralara melhem olmak olasıdır.
 
Eylül yakmayan sıcağı ile gelir.
Eylül güneşi, ona yüzünü veren, sırtını dönen kimseleri artık korkutamaz.
Bir sevginin ışığı gibi ısıtır.
Eylül serinliği insanı tazeler.
Her insan yeni umutlarla çizer yol haritasını, kimbilir.
İşsizi iş aramaya başlar, işli olan işinde yükselme hedeflerini düşler.
Kendine yeni bir kariyer yolu belirler.
Okullar açılır.
Cıvıl cıvıl olur kent.
Üniversite öğrencileri, öğrencisi olduğu bilim yuvalarına koşarlar.
Yaz sıcağının tembelliğinden sıyrılır insan.  
Kentine, yuvasına, sevdiklerine döner.
Bakın, Ümit Yaşar Oğuzcan ne de güzel “BEN EYLÜL SEN HAZİRAN”
şiirinde anlatıyor isteğini:
 
“Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık

Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara”
 
Günleri, ayları, yılları yaşanır kılmak ellerimizde değil mi?
12 Eylül darbesinin kanlı günlerini dünya dili olan sanatla kitlelere, genç kuşaklara taşımadık mı?
Filmler, sergiler, tiyatro oyunları, belgeseller sel olup akmadı mı?
Sanatın gücüyle yaratılan yapıtlar sel olup akınca; ezberleri bozmadı mı?
İzleri kalmadı mı?  
12 Eylül kırgınlıklarını yeni doğan çocuklarımıza; ‘Eylül’ adı vererek aşmadık mı?
Acılardan doğan tomurcuklar yeni yaşamlar müjdelemedi mi?
Gün geldi, güneş oldular.
Direniş oldular...
Gönüllere aktılar.
 
Bu Eylül farklı olsun istiyorsak; yolumuza bakalım.
Mücadele aşkıyla yaşama tutunalım...
Unutmayın, yaşam havlu atanları değil; yaşama tutunanları ödüllendiriyor…
 
YAŞAR SEYMAN  
Paylaş
  • bumcombe