Yazılarım
GARİP
25.09.2013

Neşet Ertaş’ı ölümünün 1. yılında saygıyla anıyorum…

“Göynüm hep seni arıyor/ neredesin sen?”
 
'GARİP' Bir Belgesel...

Bir Pazar akşamı Can Dündar, ‘Garip’ adlı Neşet Ertaş belgeseli ile izleyenleri, Orta Anadolu topraklarına savurup bozkırın yanık sesiyle buluşturdu. Benim, oğlum Fırat’a tanıtamadığım Yılmaz Güney’i, o, ‘Aynalar’ belgeseli ile tanıttı. Genç kuşaklar, Can Dündar’ın belgesellerinde birçok değerimizle buluştu. 

Onun güçlü kalemi ile yazdığı metinlerden buğulu sesiyle sunduğu programlardan ayrılmak mümkün mü? Televizyon izleyicisine belgeselleri sevdiren Can Dündar’ın hangi belgeseli belleklerden silinir ki... Üniversiteler en iyi belgesel programcısı ödülünü Can Dündar’a vererek bu ustalığı kutlamadı mı ? ‘Garip’ belgeseli ile bir Ankara akşamında, dostlar sofrasında Neşet Ertaş ile buluşmamızı anımsadım...

‘Bozkırın Tezenesi ’ne merhaba dedim. TRT’deki belgeselin adıyla kendisine seslenmeme sevindi. Kısa bir söyleşi sonrası elinde sazı, çalıp söylemeden "Hepinizin isteklerini tek tek söylemek isterim" dedi. Masanın sağından başlayarak istekleri sordu. İkinci sıradaydım. "Gönül Dağı" türküsünü istedim. "Bu çok eski bir türküm" dedi. Elinde kara sazı türkülerini söylemeye başladı.

Bir soluklanma anında Yavuz Donat, "Niye sazın kara?" diye sordu. Anlattı... “O zamanlar gençtim. Pavyonda çalıp söylüyordum. Gömleğimi yıkayacak önüme bir tas çorba koyacak bir yârim olsa dedim. Uzaktan uzaktan bakıştığımız bir kız vardı. Gittim, istedim. Vermediler. Olmadı, kısmet değilmiş, yarım kaldı. Çok efkârlandım. Pavyondan ayrıldım, şehri terk ettim, sazımı siyaha boyadım ve başladım çığırmaya... ‘Karadır bu bahtım kara / Sözüm kâr etmiyor yare / Yaktın yüreğimi nare (Eyvah ey…) / Gül gibi sararıp soldum (Eyvah ey… )’”

Ankara’ya bir dinleti için gelmişti. Bu tür çağrılara bakışını bizlerle paylaştı: “Ben sanatçıyım, çağrı aldığım her yere giderim. Kim çağırdı diye bakmam, bakamam. Ben türkülerimi söylerim. Beni kitlelerle buluşturacak her yerde olurum. Kimselerin siyasi görüşlerini sormam, doğru da bulmam."

Kırşehir’in Çiçekdağı İlçesi’nin Kırtıllar Köyü’nde doğmuş. Bütün köy çalgıcıymış. "Fakirliğin, yokluğun acılarıyla büyüdük. Eskiden benden ev kirası, elbise parası istiyorlardı. Şimdi sigara ve yemek parası istiyorlar. Çevremiz perişan, o nedenle çalıp söylemek, koşmak zorundayım."

O akşam tüm dostların isteklerini söyledi. Sıra gençlere geldiğinde, "Benim türkülerimden başka türküler de isteyebilirsiniz. Biliyorsam severek söylerim" dedi ve bir anısını anlattı: "Sanırım Ankara’nın Bala İlçesi’nin bir köyüne düğüne çağrılmıştık. O günlerde Ali İzzet’in ‘Mühür Gözlüm’ adlı şiirini yeni bestelemiştim. Onu söylemeye başladım. O gece para veren herkes Mühür Gözlüm’ü istedi. Defalarca aynı türküyü çalıp söyledim."

Hiç okula gitmemiş. Küçük yaşta babasının peşine düşüp saz çalmayı, türkü çığırmayı öğrenmiş. 68 yaşında hâlâ türkü çığırıyor. Ünü sınırları aşmış. İnanılmaz mütevazı. Kendisine usta denince, "Estağfurullah efendim" diyor. "Ben gönlünüzün hizmetçisiyim efendim."

"Türkülerimi yazar, besteler, kasete okurum. Kaset çıkar, sonra konserlere gitmeye başlarım. Yeni kasetten hangi parçalar istenirse onu okurum. İstenmeyen kasette olsa da unuturum. Dinleyicilerin sevdiği, sahiplendiği kalır" diyordu.

O akşam saatler nasıl tükendi anlamadım. Yaşına karşın inanılmaz bir bellek, mütevazılık ve işini büyük bir aşkla yapan Neşet Ertaş’ı n öğrettikleri ile onu tanımanın mutluluğunu yaşadım.

Türkiye gibi bir ülkede belgesel gibi sıkıcı program türünü izlenebilir ve beklenebilir kılan Can Dündar, sıra dışı ‘Garip’ belgeselinde Neşet Ertaş gibi büyük bir kitlenin sesiyle, ötekilerin sesi oldu… 

BirGün, 27 Eylül 2005

YAŞAR SEYMAN
Paylaş
  • bumcombe