Yazılarım
UMUDA YOLCULUK
01.09.2015

Yolculuk…

Yine yollar görünse.. 

Yine yeniden bir özgürlük tanımı.. Ardına bakmadan bir iki dakika içinde alıp başını gitsen. İlk gördüğün göle, nehire, denize telefonunu atsan. Telefondan kurtulmanın başka yolu yok mu ki; gölü, nehiri, denizi kirletiyorsun? Başka tür eylem öyle zor ki. Ansızın suya fırlatmak ve kurtulmak oysa bu kadar kolay olsa yaşam…

El telefonunu fırlatmak daha kolay, yoksa düşünürken; bir tivit atarsın, facede bir paylaşımın ardına düşersin.. Ansızın İnstagram’dan aklını alan bir söz duyarsın. Bir ileti düşer ekrana. Whatsapt’tan gönderdiğin mesaj alındı mı diye çift mavili rengi ararsın.

Oysa o ardından bıraktığın insanların her biri sestir, sözdür, gözdür, candır, öyküdür, yaşamdır. Seni sözüyle, yaşanmışlığıyla, gözüyle derinden etkiler hatta içinde bir sızı gibi sızlar. İşte o nedenle en kolayı elindeki telefonu kapatıp suya atmaktır. En iyisi telefonu suya atmaktır.  Yoksa bulunur, özgürlüğüne el konulur.

Dostluğa Yolculuk

Bu çıktığım ne güzel yolculuk? Bu ne güzel bir coğrafya? Bilge insanlar diyarı köyde o köy yetiştirmesi bir genç adı Yolcu, ‘Yolcuyum bu yollarda’ diye isyanını haykırdığı bağlamadan dökülen sözleri ve davudi sesiyle yürek ferahlatıyor. Bir bakan, bir milletvekili çıkaran köyün semahı telli turnanın kanat vuruşu gibi.. ‘Susuz Yaz’ filminin çekildiği köy diye övünülen Ege’nin Tahtacı köyü Bademler. Evler müze müze yapılmış, insan gezdiriliyor. Tiyatrosu var, kadın erkek birlikte oyunlar sergiliyor. Konup göçtüm dostum milletvekili Türkan Hanımın, baba evine. Yarenlik ettik,  Kızılçullu Köy Enstitüsü mezunu Kamuran Öğretmen’e takıldım. Senin inancın biraz zayıf mı ne? Eşi yılların birikmiş isyanınyla, “ o devrimci, iyi bildin inancı biraz değil çok zayıf.” Hain tuzaklar misali ilk kez gittiğim evde Davut Sulari’den bildiğim “Bugün bayram günü derler/ alem eylenir” deyişini söylemeye başladım. Aşureler tabakta, gözler üstümde, sesim Bademler Köyü’nün badem ağaçlarına  niyaz eyledi döndü bu güzel yolculukta…

Aşka Yolculuk

Gönlümdeki senle çikolata ve kahve kokan o küçük ama izi büyük şehre yıllar önce gitmiştim. O şehrin adı bile çok güzel, ona Brüj, Brugge diyorlar. Kaç dilde kaç adı var gibi.. Brüj’ün  meydanının tarihi görkemi, dünyalı insanların cıvıl cıvıl doluşu insanı sarıp sarmalıyor.. Dantel el işleri ve çikolata dükkanları, cafeler, kanal gezintileri ve bir anda dünyalı oluvermek sanki.. Dopdolu kalbinle düşlerin ardına düşüp gerçekle düş arasında gidip gelmen bir başka yolculuk  sanki. Aklına yazar İvan Turgenyev’in okuduğun sözü düşüyor: “ Öyle bir an gelir ki bazı yolların dönüşü, bazı hataların özrü, bazı insanların anlamı olmaz.”  Yine yollar yine  çikolata ve kahve kokan şehre yolculuk görünüyor.. Bu kez gönülde yoksun. Sesin yok, şarkını unuttum, telefonda kaydın yok. Yok’ Yok! Yok! Şehir yine albenili, yine güzel yine yaşanılası o gerçek sense koca bir yalansın…

Umuda Yolculuk

Yaşam mücadelesi veren yolculuk… Bireysel keyfi yolculuklar ötesi yaşama tutunma yolculuğu hiçbir yolculuğa benzemez. Adı üstünde yaşam mücadelesi için ardından bırakılan yuva, yurt bir bohça bir valiz bile değil kara bahtları gibi kara naylon torbalara dolan  umutlar ellerinde; Ege kıyılarında her gece umuda değil ölüme yolculuk yaparlar. Bir başka ülkeye gitme düşü.. Kaç ülke? Kaç dikenli tel? Kaç gün, kaç gece? Aç susuz perişan, umuda yolculuk adında kalan...  Savaştan kaçan binlerce mülteci ve o acılı ölümler...

Umuda yolculukta binlerce ölüm mülteci yüreğimin acısıdır.  

Oysa gülüşü mülteci yüreğimin ışığı olmalı…


YAŞAR SEYMAN
yasarseyman@gmail.com 

Paylaş
  • bumcombe