Yazılarım
İKİ KADIN, TEK YÜREK
03.01.2016
Bir yaz günü saçlarımı okyanus rüzgarları savuruyor.
Ülkemden çok uzaklarda Vancouver şehrindeyim.

Dünya Emek Kongresi’nde ülkemi temsil ediyorum. Bir öğlen yemeğinde Sami Başkan, "Seni, Yunanlı bir sendikacıyla tanıştırmak istiyorum. Çok seversin hatta seni ondan koparmak zor olur. Bol bol söyleşirsiniz" diyor.

Gülerek, nasıl söyleşeceğiz? Sular seller gibi Yunancam mı var?
Bu kez o gülerek, "Onun Türkçesi senin kadar güzel" demez mi?
Heyecanla Yunanlı kadını bekliyorum.
Yunanlı şair Yannis Ritsos’un şiirlerini çok severim. "Boyun eğmeyen ülke" şiirinde şöyle sesleniyor: "Ülkem, sevgili ülkem / Yıldızların sofrasından sonra dudakların parlıyor / Yağla / Gözlerin parlıyor gözyaşlarıyla çocukların" 

ZOİ LANARA ile VANCOUVER
Denizin üstüne kurulu kongre merkezinin bahçesinde bir akşam üzeri dünyanın dört bir yanından gelen delegelerle tanışma kokteylinde buluşuyoruz. Kırk yıllık dost gibi sarılıyoruz. İstanbul'a sevdalı, güzel Türkçe konuşan,  güzel kadın Zoe Lanara-Tzoutze ile kadehimizi onun İstanbul özlemine kaldırıyoruz.

Yurt içi yurt dışı gezilerimde çok ilginç anlara tanıklık ettim, unutulmaz anları anılarım arasına aldım, not defterlerime sakladım. Oysa bu anıyı not defterimden önce aklıma, gönlüme yazdım. O nedenle 'unutulmaz anı' deyince suyun öte yakasındaki kadını anımsarım. Zoi Lanara, uzun yıllar İstanbul’da yaşayan, sonra Yunanistan’a göçle giden bir ailenin kızı... Onu biçimleyen olaylar, anılar, İstanbul sevgisi anlatılmaz onunla söyleşirken, sadece yaşanır.

Birlikte olduğumuz anlar İstanbul'u ve Türkiye'yi konuşmakla geçti diyebilirim. İlginç anekdotlar, olaylar, anlar aktardı. Annesi televizyon dizileriyle İstanbul özlemini gideriyor, o dizilerdeki insanlarla ağlayıp, onlarla gülüyormuş. Hatta o günlerde izlediği "Aşk–ı Memnu" dizisinin olduğu akşamları kimselere gitmiyor, konuk da kabul etmiyor.

Kongrenin ilk günü tanıştığım Yunanlı sendikacı Zoe, beni, İstanbul sevgisi, özlemi ve güzel Türkçesiyle adete büyüledi:
Akdenizli güzel kadın Zoe anlatıyor: 
"Türkiye’de doğdum ve büyüdüm. Amerikan Kız Koleji ve İstanbul Üniversitesi İşletme mezunuyum. 1975 yılında ailem İstanbul’dan ayrıldı. O sırada İngiltere’de yüksek lisans yapıyordum. Daha sonra Atina’ya yerleştim. Orada evlendim ve anne oldum. Yine de ah İstanbul ah! Özlemim bitmedi."
Kalbimin içinde bu söz gidip geliyor:
"17 yıl Türkiye’ye dönemedim ve çok özledim."
"Yunan radyo televizyon kurumu ERT ama Türkiye’de siz TRT dediğiniz için ben de ona YRT diyorum. ERT’ye 1985’te girdim. Yönetim kuruluna seçildim. Sonra federasyon yönetimine seçildim. Dış ilişkiler sekreteri, başkan vekili ve genel sekreter oldum. Yunan İşçi Konfederasyonu GEES’nin dış ilişkiler sekreteriyim. Evliyim, bir oğlum var. Parti ve siyaset bir yana, kendinizi nasıl tanımlarsınız diye sorulduğunda, ilerici, düşünen, insanı ve insan haklarını odak olarak alan demokrasiye, özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve sosyal adalet gibi ilkelere inanan, katılım, dayanışma ve paylaşmanın toplumsal önemini gören biri olarak tanımlarım. Karşılıklı saygı, hoşgörü ve dürüstlüğün tüm ilişkilerde temel olması gerektiğine inanırım."

"Kendini ne kadar Yunanlı ne kadar Türkiyeli duyumsuyorsun?"
"Doğup büyüdüğüm yer Türkiye ve ben Türküm. İlk arkadaşlarım, dostluklarım orada. İlk aşkım bir Türk. Öğrenci hareketleri içinde bulundum. Bu büyük bir etki yarattı. Evimde Türk Sanat ve Türk Halk Müziği çalıyor. Müzeyyen Senar’ı, Zeki Müren’i, Sabahat Akkiraz’ı, Belkıs Akkale’yi dinliyorum. Aziz Nesin, Orhan Pamuk okuyorum. Yaşar Kemal’i çok seviyorum."
“Ülke ışıklarının içinden geçiyor.
Ülke yaz ortasında ışıklarını yakıyor sokak köşelerinde.
Ülke mis gibi kavrulmuş mısır kokuyor." diye yazıyor, Ritsos.

Kongrenin Son Günü Buluştuk! 
2. ITUC Dünya Kongresi’ne sunacağımız barış bildirisi öncesi konuşuyoruz.
Sendikal mücadelenin zorluk ve katkılarını sordum:
“Sendikal dünya, güçlüklerle mücadele etmeyi öğretti. Sendikacılık kadınlar için çok zor. Yunanistan ile Türkiye birbirine çok benziyor. Rekabetler, zorluklar var. Sendikacılık, her planda mücadele ile sesimi yükseltmeyi kavrattı. Sendikal yaşamın bana kazandırdığı en önemli ve değerli şeylerden biri de Türk sendikacılarıyla buluşmak, Türkçe konuşmak, Türkiye’nin emek yüzünü, çalışma yaşamını tanımak, kendime yeni bir dünya kurmak oldu. Atina’da 'Avrupa’nın Başarılı Kadın Sendikacısı' ödülünü almana senin kadar sevindim, Yaşar.”
Beni, ülkesinde tanınmış bir siyasetçi kadına benzetiyor ve ekliyor:
“Sendeki insan sıcaklığı ne yazık ki onda yok.”
“Sen, bensin
Sen ve ben, biziz
Sinirlerini iyice germiş yaylar
Ve daha söylenmemiş nice şarkılar var.
Kim sorumlu şarkımızın yokluğundan?
Sen ve ben ve biz...”
Yannis Ritsos’un dizeleri bizi bırakmıyor…

2010 YAZI, VANCOUVER

Kongre boyunca her gün değişik ülkeler çeşitli etkinliklerle seslerini duyuruyor. Yazgıya bak ki; kongrenin dördüncü günü bu çarpıcı seslerden biri de Türk-Yunan konfederasyonlarının ortak açıklamaları oluyor. İki ülke sendikaları barışa duyarlılıklarını ve bildirgelerini genel kurula sunuyorlar.  

Zİ TOU İRİNİ!
İki Akdenizli kadın çok uzaklarda buluştuk. 
İki yürek tek yürek olduk.
İki ülkenin Akdenizli iki kadını dünyanın saklı cenneti Vancouver’da ses verdik. Yunan delegesi Zoe, ortak barış bildirgesini İngilizce okudu. Türk-İş adına ben, “Ülkelerimizdeki bu anlamsız ve aşırı silahlanma harcamalarına bir son vermek adına Türk ve Yunan sendikalarına ait bu ortak girişimin içinde bulunduğumuz zor dönemde yaşamsal önem taşıdığına inanıyoruz” diye seslendim.
Ve üç dilde "Yaşasın Barış" diye dünyadan gelen delegelere haykırdım. “Zi tou irini! Long live peace! Yaşasın barış!"


Yaşar Seyman
yasarseyman@gmail.com
Paylaş
  • bumcombe