:: Yaşar Seyman :: - Yazılarım
Yazılarım
KALEMİM
22.03.2016

Üretim yoldaşım kalem…

Bana can, düşüncelerime yön, yaşamıma güven verenim. Su gibi akmıyorsun! Biliyorum kırgınsın. Günlerdir seni parmaklarımın arasına alamıyorum. Boyanı değiştirmiyorum.  Kâğıtla seviştirmiyorum.  Yalnızım... Acısını senden almıyorum inan...

Ankara’dan kilometrelerce uzakta olmak istiyorum. Denizde arınmak, güneşle buluşmak, seninle barışmak istiyorum. Seninle kilometrelerce yazmak istiyorum.

Her sanatçının yaratısına katkısı olan aracı merak ediyorum. Sazı, kemanı, kanunu, gitarı, piyanoyu, fırçayı, fotoğraf makinesini, yazı makinesini... Her yazarın kalemiyle uyumunu, bağını, ilişkisini dinlemek istiyorum. Ne güzeldir Âşık Veysel’in sazıyla ilişkisi değil mi? “Ben gidersem sazım sen kal Dünyada/ Gizli sırlarımı aşikâr etme.”

Dün tiyatrodaydım. Işıkçının sahnede tek başına oynayan kadın oyuncuyla sevişmesini yakaladım! Işık verirken, resmen onunla sevişiyordu. Önceleri tek yanlı olan sevişme, oyun ilerledikçe ikizleşti. Ben de gördüm; üçleşti, beşleşti! Oyuna can kattı, renk kattı... Gördüm...

Ama seni hiç unutmadım. Yanımdaydın. Sen beyaz, sarı, kırmızı, renk renk kâğıtların sultanıydın. Ülkeme seninle selam verdim. Ben de beyaz kâğıdın ve senin sultanındım!  Varlığım, usum ve sermayem sendin. Ses duvarlarını seninle aştım ve hiç yalnız olmadım. Seninle ve tomar tomar kâğıtlarımla coştum, ağladım, çoğaldım. Alanlara sığmadım. Tüm uçaklar havalandı, indi. Tüm dünya odamıza doldu. Kâğıt bitti, boya bitti.  Sen bazen kayıyor, bazen kâğıda çivileniyorsun... Nazın bile gizemli... Duyumsuyorum!

Seni “ Suç aletleriyle de göstermiyorlar. Kitap, silah, yazı makinesi ve yakalanan suçlular ekrana diziliyor; sen yine yoksun!  Öyle sanıyorlar...  Kitapla yazı makinesi nasıl da yakışıyorlar birbirine!

Seni nasıl sevdiğimi,  seni nasıl hırpaladığımı ve sensiz olamayacağımı bilirsin. Bir kez ucun bozulmuştu, ne çok üzülmüştüm. Sen ne yaptın?  Dinlendin mi,  yoksa sen de üzüldün mü?

Sensiz geçen günlere hayıflanma olur mu? Kolay mı yazmak?  Birikim gerek. Bir sayfa yazmak için sayfalarca okumak, film izlemek, tiyatroya gitmek,  bir sanatçıyla konuşmak, bir resim sergisini gezmek; belki de karanlığı, yıldızları, güneşin doğuşunu seyretmek gerek. Ancak o zaman su gibi akarsın. 

Seni kullananın yüreği genişler mi, daralır mı?  Sorana bağlı. Senin yüreğin sonsuz mu? Sen hiç korkmaz mısın, ürkmez misin? Sen neye taparsın? Silahın yanında senin işin ne? Senin aldırdığın ceza, silahtan fazla diyorlar. Sen vefalı mısın?  Sen at gibi ölen sahibinin cesedini sürüklemez misin? Sürükletir misin?

Sen içmeden yazamazsın. Gerçekten sen kafa bulur musun? Esrikleşir misin? Tıkandığını biliyorum, kuruduğunu da...

Sana neler yaptırıyorlar, biliyor musun? Ne kötü kararlar yazıyorlar seninle, biliyor musun? Senin yazınla nice insanların yaşamına son veriyorlar! Sonra da “Uğursuz” diye seni kırıyorlar! “ Kalemi değil, elleri kırılsın” diyorlar. Duyuyor musun?

Seni tutan parmaklar coşkuyla mı, gerilimle mi tutuyor, bilirsin. Seninle yeni bir savaşı başlatıyorlar. Seninle savaşa övgüler de sövgüler de yazıyorlar...

Yıllardır dostuz seninle. Ama sen, beni okşar mısın? Hastalansam bir bardak çay verir misin? Yalnızım, söyleşir misin? Sayfalarca yazarım seninle. Beğenmez yırtarım. Beğenirim insanlara sunarım. Bu çalışma gizi sende kalır. Sen benim sırdaşımsın. Sen hilesiz hurdasız bir dostsun. Ha deyince yanı başımdasın... Senin ne dostluğun, ne sevgin tükenir!

Hadi can, gel seninle emekçilerin dünyasını yazalım.. Onlar ellerinde kalemleri az olanlardır.. Ama onlar, kalemi doğru olana inananlardır...

Ya kalemi olmayanlar!.. (17 Mart 2000)


YAŞAR SEYMAN
yasarseyman@gmail.com

Paylaş
  • bumcombe