Yazılarım
DALGALARIN DANSI...
03.10.2016

3 Ekim 2016, Ankara

Okyanus kıyısındaki o ana şehir aklını alır…

Oturur kıyıyı döven dalgaların seyrine dalar. Hiç bu denli dalgaların kıyıyı dövmesine, susuz kalmış kumlara öpücük bırakıp gitmesine,  kıyıdaki güzelliklerle buluşmasına, kayalarla oynaşmasına yoğunlaşmamıştır.  

Dalgaların gelişi sırasında ansızın kıyıya ulaşmadan patlayan çılgın dalgalar görür. Kıyıya gelirken ansızın patlayan bazı dalgalar beyaz köpükleriyle gelin görüntüsü yaratır.  Dalganın kendine özgü sıradışı şöleni onu çok etkiler.

Çevresindeki sıradışı insanları ansızın bu dalgaların seyrine katar. İşte o üreten çılgın kadın,  o sıradışı çizer delikanlı ve onlarca sıradışı insan gözünün önünden kırmızı halıya dizilen yıldızlar gibi geçerler.

Sıradışı olmak kolay değil bu tanımı alan tüm insanlar büyük mücadelelerin insanıdır. Toplum kendinden olmayanı hemen dışlar, ayrık otu gibi bırakır. Ayrık otlarını seyredenler bir yandan da için için onların yerinde olmak ister. Bu sıradan insanlar sıradışı olma isteğini dillendirmeye cesaret bile edemez. Sıradışı olmanın mücadelesine asla katlanamaz, sıradan olmayı seçer, sıradan dalgalar gibi gelir, giderler.

Sıradan dalgalar kıyıya mutlaka ulaşır bu ulaşmayı başarı saydığı dingin sakin gelişinden öylesine bellidir ki kıyıya yol alırken; asla hırçınlaşmak, ansızın bir beyaz köpük şöleni yaratıp çığlık atmak istemez. Gider gelir, gelir gider. Hatta aynı yolculukta ansızın patlayıp beyaz güller açtıran dalgaları görmez.

Oysa birlikte kıyıya gelirken; ona yoldaşlık yapan, ansızın isyan çığlığı suyu dalgalandıran, kıyıya gidiş hızını arttıran güzellikten bihaber olan dalgalar aynı hızla dağılır. Gelir, döner. Döner gelir.

Bir an görkemli kayayı döven dalganın çılgın rüzgârla dansının seyrine dalar. Koca kayaya dalgalar ne yapabilir ki olsa olsa onun tozunu alır, serinletir, özlemle kucaklaşır, tuzlu sularla onu yıkar, korur. O ise sıradışı dalgaların kayaya yaklaşmadan çılgınca patlamayı seçmesinin seyrine doyamaz.

 Okyanus Kıyısında İki Kadın

Dalgaların seyrinden çevreye yüzün dönünce; kara Afrika’nın ak yürekli emekçi kadınını görür. Kumsalda midye ve denizkestanelerini toplayıp sepetine koyan kadının yaşam kavgasının seyrine dalar. Midye kabukları ve denizkestanelerinden yapılıp pazarda satılan takıları, objeleri anımsar. Kadına doğru yürür. Yüz yüze geldiklerinde geçim derdindeki kadın, kendisine çevrilen sevgi dolu bakışlar karşısında güneşten kızaran yanakları daha da pembeleşir. Biri dalgaların seyriyle yazılar yazarken; öbürü dalgaların getirdikleriyle yaşam kavgasını sürdürür.

“Denizlerin dalgasıyım / Ben halkımın kavgasıyım” türküsü gönlünde yürür.

Doğanın bu kavgasını insanoğlu seyreylese; güce tapan, güçlünün dalkavuğu olan, mazlumu ezenin izsiz eylemini içinden geçirir. İzi kalanı, yüzyıllar aşıp geleni, seyri doyulmaz olanı bulur.  Güçlüye eyvallah etmeyen, güçlünün dalkavuğunu takmayan, sadece mazluma eğilen,  mazlumu savunan biri olsa bu onurlu duruşun izlerini görse öylece ölse diye düşler…


Yaşar Seyman
yasarseyman@gmail.com

Paylaş
  • bumcombe