Yazılarım
YENİ YIL UMUDUN OLSUN
06.01.2014

Yeni yıla girerken; hep heyecanlanırım.  Bir şeyleri unutma telaşı içimi kaplar. Bu yıla girerken; eve sevdiğim iki erkek uğradı. Biri evin delikanlısı diğeri dost bir yüz… Onlar gittikten sonra  iki çiçek geldi. Her yıl gelen çiçeğe bir çiçek de eklenir.  Eklenen çiçek değişik insanlardan gelen dönemsel  bir çiçektir. Bana allerji yapan çiçeklerden olunca; balkonda  bir başına kalıp, kaderini yaşamaya mahkum oldu.  Bu eve yıllardır gelen çiçek ise; alerji yapan çiçeklerden hiç olmadı...

O kırmızı  bir gül buketi…

Yeni yıl  ve sevdiklerim  için yine özenle hazırlandım. Önce bir sofra süslemek istedim. Sonra vazgeçip mumları yaktım. Malum ülkenin üstüne ansızın kara bulutlar çökmüştü. Bir mum ışığı  o karanlığı  parçalar diye mumlar yaktım.

Evin tüm ışıklarını da...

Bir şair anlatmıştı;

Fransa’da bir evin tüm ışıkları yanıyorsa, sokakta geçen birileri zili çalıp kutlamak isterler. Çünkü bilirleri ki, evin tüm ışıkları yanıyorsa; o eve gelin gelmiştir. Genç çiftlerin zili çılgınca çalınmazsa; kutlanmazsa hatta ev sahibinin kutlamak  için ikram ettiği şarap ya da şampanyadan bir kadeh alınmazsa; bir gelenek eksilir, tarihe karışır.

Bu geleneği bilen bir grup genç geçtiği sokağın önünde bir evin ışıklarının yandığını görür ve çılgınca zili çalmaya başlarlar. Evin sahibi orta yaşlı bir Bey, kapıyı açıp gençleri içeri çağırır. Hoş geldiniz faslından sonra şarap ikram eder. Gençler hem şarabı yudumlar hem de bir gelin beklerler. Kimse gelmeyince dayanamayıp sorarlar, siz evlenmediniz mi? Meğer evin sahibi ünlü şair Charles Baudelaire’dir.  Fransız edebiyatının en büyük şairlerinden, modern şiirin ustası Ona'albatroslara aşık şair' de derler. Gençlere, mutlu bir ses tonuyla; “yıllardır üzerinde çalıştığım bir şiiri bitirdim.” Der, kadehini gençlere ve sanata kaldırır…

Baudelaire’i tanıdım. Hüzün ve Serseri şiirini kendi kendime okumalara doyamadım.

Hüzün ve Serseri

Ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların,
O koşuşlar, şarkılar, o demetler, buseler,
İnildeyen kemanlar arkasında sırtların,
Akşam, korkuluklarda şarap dolu kaseler,
- Ah o yeşil cenneti çocuksu sevdaların!

Evin tüm ışıklarını yaktığım her zaman bu doyumsuz anıyı anımsar birileri varsa anlatır yalnızsam; çalışma masamda birbiriyle cilveleşen çalışma dosyalarına bakar, bitirmek istediğim, öykülere dokunma coşkusu ile dolar ve de taşarım.

Bu yıla girerken; hasta olduğum ve  antibiyotik kullandığım için ilaçlara zarar vermemek için çok istememe karşın bir kadeh içki yudumlayamadım. Meyvelerle, sıcak içeceklerle geceyi geçirmeye özen gösterdim.

Önüme gazeteler, dergiler koydum. Telli turnanın telli defterleri zaten başucundadır.  Müzik derinden gelsin istedim. Geride bıraktığım yılbaşı gecelerine baktım. İnsan yaşamının gün ortasında olunca; gençlik yıllarına uzanıyor. O yılların siyasi partilerini, gençlik eylemlerini, dostluklarını, aşklarını düşünüyor…

Bizim zamanımızda sol partiler sol, sağ partiler de sağ duruşlarını korurdu. Bizim zamanımızda dostlar, dostluklarına sıkı sıkı sarılmayı,  emekle beslemeyi tercih ederdi. Bizim zamanımızda  vefa henüz semt adı değildi. İnsanın insana saygısı vardı. Bizim zamanımızda adaletin mülkü de temeli de sağlamdı.  Kurumlar,  kurumsal kimlikler ışıl ışıl ışıldardı. Aşklar uğruna ölesiye içten ve doğal yaşanırdı.

Gençlik yıllarındaki kararlılığı, dostluğu güzelliği arasam da yeni yıla dair hayallerim vardı ve canlandı. Bu yıl umudun yılı olmalı diye içimden geçirdim. Geçtiğimiz yıl ‘Gezi Direnişi’ umutlu olmam için yeterli bir yaşanmışlık sunmuştu. Daha güzel bir yıl için umudu yeşertmeli diye düşledim. Umudu her dem taze tutmanın yolu daha güzel bir dünya için  mücadele azminden geçer.

Çocukluğumda kalan sözü doğrularcasına; “karanlık ne kadar büyük olursa olsun bir mum ışığı onu parçalar.”

‘Gezi’nin diktiği binlerce umut çiçeği açacak; gelecek günler bizim olacak…

Bu umutla yeni  yıla merhaba!


YAŞAR SEYMAN

yasarseyman@gmail.com
Paylaş
  • bumcombe