Yazılarım
SOMA KATLİAMI
18.05.2014

Yüz karası değil, kömür karası
Böyle kazanılır ekmek parası. 

Orhan Veli kanık

   

SOMA: Gündeme Düşen Kara Haber

Eve yorgun döndüğüm bir akşamüstü, koltuğuma oturup haberleri dinlemeye başladım. Haber spikerinin dudaklarından o kara haber döküldü. “Soma Maden Ocaklarında yangın” Artık ne yorgunluk, ne dolunayın muhteşem görünümü; her şey ansızın karardı…

Dinlerken; anne oldum, yüreğime bir bıçak saplandı. Eş oldum, dünyam başıma yıkıldı. Evlat oldum, yetim kaldım. İnsan oldum kahroldum...

Son kitabımdaki Karaelmas Kenti yazımın girişini anımsadım:

Yangın Yeriydi Yurdum kitabımda emek kentini şöyle betimlemiştim: 
"Bir kentin emek kenti olması dünyada da bizde de çok zordur. Emeğin bu kadar kuşatıldığı bir dünyada emek kenti olmak, hele maden işçisini bağrında barındırmak zorlukların en büyüğüdür. Ne çoktur acılı öyküler... Erkeği yaşamı yüklenir; kadını acıyı… Babalar ansızın göçen göçükle göçünce, anneler günsüz, çocuklar yetim, sevdalar yarım kalır. ''

İşte Soma’da aynı kara yazgı daha büyük bir felaketle yol alıyor...

‘Soma Faciası’ diye verdikleri aslında bir ‘Soma Katliam’ıydı.

İşte yine ölen her işçi ardından bir öykü bıraktı.

İkinci gün Soma'da ölenlerin ardından saygı duruşumuzu yaptık. Kaç kişi öldü bilmiyorum. Milyonlarca yaralıdan biriyim...

Öfkem büyüyor...

Soma acısının unutulmaz sözleri dillerden, parmak kalemlerden dökülüyor… Soma insanının o unutulmaz sözleri, tarihi dersler yazdırıyor…

Madenden çıkan işçi ısrarla: “ Beni bırakın, Mahmut'u alın, onun karısı hamile... Mahmut çıktı mı? ... Alın, onun karısı hamile" diye haykırıyor. Ardından bir başka ileti yürekleri dağlıyor: Avucundaki kâğıda “Oğlum hakkını helal et.” diye yazan babanın notuna dolunay bile kararıyor…

Soma'daki maden katliamından sağ kurtulan işçi Murat Yalçın, sedyeye yatırılırken, "Çizmelerimi çıkarayım mı?” sözleriyle milyonların gönlüne hem taht kuruyor hem de acı acı düşündürüyor.

Üç gündür madenciyim…

Soma’da kaç kişi öldü bilmiyorum.

Milyonlarca yaralıdan biriyim…

Soma'lı kadınları dinliyorum:

"Düğünü kuruldu. Davulu tutuldu. Yavrumun, Ağustos’un 15'inde düğünü vardı. Sigorta derdinden işe girdi." Muhammed Çağan’ın annesinin isyan türküsünün sözlerine dayan dayanabilirsen...

"Soma yandı Erdoğan, bir tek çocuğun lafını kaldıramıyor." Haykıran Somalı Kadın, ülkenin Başbakanını ne güzel anlatıyor…

SENDİKACI KADINDAN MESAJ

Yunanlı sendikacı dostum Zoe Lanara’dan, ITUC Kongresi’ne katılmak için gittiği Berlin’den başsağlığı mesajı geliyor: “ Türk-İş’e bildirdik. Soma bir kaza değil, katliam... Sendikalar Konfederasyonu, Soma konusunu Birleşmiş Milletlere taşıyacaktır. Çok üzgünüz.” diyor.

Soma’da madenci mezarlarındaki toprak su testisini merak ediyorum. "Madenci susar, kana kana su içmek ister." diye açıklıyorlar.

Beş gündür madenciyim...

Kaç ölü var bilmiyorum.

Yaralı milyonlardan biriyim...

Soma öğretti ki “En kötü sendika'' sendikasızlıktan iyidir. Ve iktidarın kuyruğuna takılan sendikacı, sendikacı değildir. Soma yangını gösterdi ki artık büyük acılarda bile bir araya gelemiyoruz…

Soma’da unutulmayan sözler, sarı baretler ve sarı çizmeler, ağıt yakan kadınlar, yetim kalan çocuklar ve bizi yönetenlerin açtığı derin yaralar.

Üç günlük yastan yansıyanlar…

Tekmeler ve tokatlar…

Altı gündür madenciyim...

Kaç ölü var bilmiyorum.

Yaralı milyonlardan biriyim...

 

Yaşar Seyman

yasarseyman@gmail.com

Paylaş
  • bumcombe