Yazılarım
KADINLAR
16.02.2015

Özgecan Aslan’a…


Şiddetin demirbaşı kadınlar...
Şiddetin adı bu ay Aysel...
Bu hafta Meryem...
Bugün Rabia...
Şiddetin kenti bu ay İstanbul...
Bu hafta Antalya...
Bugün Çanakkale...
Aile içi şiddeti yapan acımasız baba...
Zalim eş...
Kıskanç sevgili...
Öfkeli kardeş...
İlkel patron...
Saldırgan komşu...
Kapkaççı...
Magandalar...
İnsanlaşmamış insanlar... 
Şiddet gören kadın ya da kızlar...
Değişen isimler, kentler, erkekler, değişmeyen tek şey şiddeti kurbanı demirbaş kadınlar...

Şiddet, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu davranışların tümü değil mi?

Aile içi şiddet ise bir kişinin eşine, çocuklarına, anne babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranış değil mi?

Bu tanımla sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil, aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak ve zorla evlendirmek gibi şiddet gören kişinin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güvenini azaltan, korku duymasına sebep olan pek çok davranış da girer. Şiddete sadece aynı evde oturan kişiler değil, eski eş, kız veya erkek arkadaş ya da nişanlı da maruz kalabilir.

Ülkemizdeki yanlış inanış: “Aile içi şiddet sadece fiziksel olduğu zaman zararlıdır.”
Oysa, bir acı söz bile ne büyük sevgileri bitirir...
“Gözümdeki morartı geçti, ama gönlümdeki tazeliğini koruyor.” diyen sanatçımızın sözlerini unutamıyorum.
Fiziksel, sözlü, toplumsal ilişkileri sınırlayıcı, cinsel ve ekonomik şiddet türleri vardır ve yaygındır.

Gazetelerde sevgi adına yapılanları okumaya dayanamadığım, televizyonlarda sonuna kadar izleyemediğim şiddet olayları, Sabahattin Ali'nin çalışma panomda asıl “Kıyamadığım” şiirini anımsattı:
“Hey bir zaman bakıp bakıp / Seyrine doyamadığım / Şimdi gurbette bırakıp / Sesini Duyamadığım / Evde kapanıp kaldın mı / Seyrana çıkıp güldün mü / Başkalarının oldun mu / ‘Benimsin’ diyemediğim / Akıtıp gözüm yaşını / Hatırlarım gülüşünü / Kıvırcık saçlı başını / Göğsüme koyamadığım / Dik yamaçların selisin / Sen benden daha delisin / Şimdi kimlerin kulusun / Başını eğemediğim / Nasıl vurgunum bilirdin / Niçin benden yüz çevirdin / Kimlerin koynuna girdin / Öpmeye kıyamadığım.”

Sevgi anlayışında bile nereden nereye savrulmuşuz. Oysa yine türkülerimizde şiddeti anlatan ne güzel sözler vardır: “Yiğidi kılıç kesmez / Bir acı söz öldürür.” Sözlü tokatların en katmerlisi evlerimize ekranlardan taşıyor. Tanık olduklarım karşısında şiddete bakışım, sözcüklere yüklediğim anlamlar öylesine lüks kalıyor ki, açıklayamıyorum...

Şiddetin ülkesi, dini, dili, rengi, cinsi, halkı var mı?

Kadın hangi konumda olursa olsun şiddet karşısında yazgısı değişmiyor. Bir bakıyorsunuz, İsveç Dışişleri Bakanı Anna Lindh, sokakta uğradığı saldırı sonucu ya da Fransız oyuncu Marie Trintignant, solist sevgilisi Bertrand Cantat’ın dayağı sonucu yaşama veda ediyor. Bizde töre ve namus cinayetleri artık ülke sınırlarını bile aşıyor...

Aile ve toplumda şiddet olayları artıkça çağdaş çözümler tartışılacağına bir de Diyanet’teki “Sure” uygulaması çıktı? Otuzbeş yıldır kadın hakları savunuyorum şiddet sonucu ‘Diyanete başvuran kadın duymadım. Şiddete uğrayan kadının sığınmaevine, doktora, hukukçuya gereksinimi var. Çağdaş hükümetler, kadına yönelik şiddete karşı kurumlar yerine Diyanet’i göstermez. Bu anlayış dinin etkinliğini daha da artırmaktadır. AKP iktidarları çalışan kadınları toplumsal yaşamdan çekmek için elinden geleni yapıyor. Kadına şiddetin dayanılmaz boyutlarda olması bilinçli bir politik sestir! 

Şiddetin çözümü dinde değil çağdaş kurumları örgütlemektir…

Şiddetin adı bu hafta Özgecan Aslan…
Şiddetin kenti Mersin…
Bugün Özgecan için Türkiye haritası karardı…
Kadına şiddetin bedeli Aslan ailesine ölüm oldu. Bu ölüm ayın, yılın utancı olarak belleklere yazıldı… 

Kadınlar adına umut çiçekleri ne zaman açacak?


Yaşar Seyman
yasarseyman@gmail.com
Paylaş
  • bumcombe