:: Yaşar Seyman :: - Röportajlar
GÖÇMEN KALEM; YAŞAR SEYMAN
01.09.2015
23 Nisan 2007’de ‘Avrupa’nın En Başarılı Kadın Sendikacısı Ödülü’nü Atina’da aldı. Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü nedeniyle ülkemizde seçilen 75 kadından biri oldu. Makale ödülleri var. ‘Hüznün Coşkusu Altındağ’, ‘Kadın ve Sendika’, ‘Umut Gün Işığında’, ‘ Fındık Çiçek Açınca,’ ‘Asmin’; ‘ Fırat’a Mektuplar’, ‘Göçmen Kalem’ kitaplarından bazıları. Bunun yanında 600 kadının bağlama çaldığı, 300 kadının semah döndüğü, halk dansları oynadığı, Türkçe , Almanca olarak Almanya Oberhausun kentinde sunulan ve 25 ülke kadınının türkü söylediği dünya kadın belgeseli ‘Kadının Türküsü’nün metin yazarı. 

Devlet Tiyatroları ‘Hüznün Coşkusu’ adlı oyunu Ankara, Bursa, Antalya, Van’da uzun süre sahnelendi, Cambahçe Kadınları DT repertuarında. BirGün Gazetesi kurucularından ve sekiz buçuk yıl köşe yazarlığı yaptı.

Siyasi çalışmalarına aktif olarak 1998 yılında CHP Parti meclisi üyeliği ile döndü. 1999- 2000 yıllarında CHP genel başkan yardımcılığı ve MYK üyeliği yaptı. Halen CHP Parti meclisi üyeliğini sürdürüyor.

Bazıları koltuk altında bir karpuzu zor taşırken, Yaşar Seyman’ın karpuzlarının haddi hesabı yok. Genç yaşında bir de güzel babaanne oldu. Tanıdığım en yaratıcı ve başarılı insanlardan birisi olmasına karşın bir o kadar da mütevazı.

Son kitabı ‘Yangın Yeriydi Yurdum’ çok kısa bir süre içinde 3. Baskısını yaptı. İlk baskından farklı olarak son iki baskıda Deniz Gezmiş’in idamına yer verdi. İdam gecesini mezarlıklar müdüründen dinledi.

- Yaşar Hanım, ‘Göçmen Kalem’ kitabınızda “Bir kelebek kadar ömrüm olsa onu örgütlü yapılarda çalışarak tüketmek isteridim.” diye bir sözünüz var. Bu alanda uluslararası alanda aldığınız ödülle birlikte başarınız tescillenmişti. Bu başarıyı bu işe büyük bir inanç ve tutkuyla bağlanmanıza mı borçlusunuz?


ÖRGÜTLÜ OLMAK

- Örgütlü toplum ve örgütlü birey olmayı çok önemsiyorum. Günümüz dünyasında insanı düşünen, konuşan, örgütlü birey olarak tanımlıyorlar. Örgütlü yapılarda toplumsal kimliğim oluştuğu için örgütsüz insanı ve sıkıntılarını düşünemiyorum. İnsanların bir örgüte kayıtlı değil aktif üye olmalarını, örgütleriyle bütünleşmelerini hatta örgütü ikinci adresi görmesini inançla, inatla öneriyorum. Örgüt sözcüğü ülkemizde uzun yıllar tutsak bir sözcüktü hala da tam özgür oldu diyemeyiz. Örgütlü birey olmak özgürlüktür. İroni olsa da inanarak söylüyorum. Bir kelebek kadar ömrüm olsa örgütlü yapılarda tüketirim. Örgütsüz nasıl yaşanacağını bilmiyorum. Örgütlü yapılarda bireysel değil örgütsel çalışma, ‘Ben’ yerine ‘Biz’ vardır ve tutkuyla, inançla, disiplinle, sevgiyle çalışmak gerekir.
Çünkü örgütlü olmak mutluluktur.

- Kaç yıllır sendika işlerinin içindesiniz ve BASİSEN’in ( Banka- Finans ve Sigorta İşçileri Sendikası) Ankara ve İç Anadolu Bölge Başkanısınız?

- Hamile iken işçi temsilcisi, seçildim. Oğlum Fırat, Sendikamız ve ben birlikte büyüdük, yaşama karıştık ve yürüyoruz. Adanmış bir yaşam denebilir. Bir kadın sendikacı olarak sendikamızın bir çok ilkleri ve tekleri benimle gerçekleşti. BASİSEN Ankara ve İç Anadolu Bölge Başkanı, Başkanlar Kurulu Üyesi, Türk- İş’e üst kuruluna üye sendikamız ve Türk – İş’in genişletilmiş Başkanlar kurulu üyesiyim. Yıllarca Türk – İş kurultay delegesi olarak, Türk – İş genel kurulunda sendikamız adına Divan başkan Yard. Türk – İş Kadın kurultayı divan başkanı, Eğitim Komisyonu başkanı. BASİSEN’in üç dönem divan başkanı ve onlarca yurt dışı toplantıda Türk – İş ve BASİSEN adına çalışan işçilerin ve çalışan kadınların sözcüsü olarak katıldım. Uluslararası dünya kongrelerine, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’ya ülkemi temsilen katılmanın onurunu yaşadım. İlk başkanlığımda karşıma bir erkek rakip çıktı. Ondan sonra hep rakipsiz seçildim. BASİSEN bilim dünyasınca incelenmeye değer bir emek örgütüdür. Üyelerimizin öğrenim düzeyi ve kültürel düzeyi yüksek olduğundan iletişim kolay sağlanıyor.

- Yazarlık ne zaman nasıl başladı?

- İlkokulda kendime yazmaya başladım… Lise yıllarında bizim anket defterlerimiz vardı.. Okul arkadaşlarımıza sorular sorar yanıtlar alır, birbirimizi tanımaya özen gösterirdik. Anket defterlerinin sayfalarına fotoğraflar yapıştırırdık. Sevdalanınca kurumuş gül yaprakları koymaya başladık. Sonra anket defterimin yanına günlük tuttuğum defterlerim kondu.. Sözlü edebiyatla büyüdüğümüz için iyi bir anlatıcıyım.. Anlatarak yazmaya da başladım denebilir... Yaşadım yazdım. Yazarak yeniden yeniden yaşadım. Yıllarca ve kilometrelerce yazdım. Şimdi de koş Yaşar koş! Durma durursan düşersin Yaşar! Yaz Yaşar yaz! Diye haykırıyorum…

- Bankacılık ve Yazarlık çok farklı dallar gibi görünüyor. Bir de siyaset var elbette. Nasıl bağdaştırdınız bu farklı dalları? Birbirini besliyor mu?


- Hepsinin kaynağı insan… Hacı Bektaş Veli, “ Okunacak en güzek kitap insan” dediği gibi… Bende “Kıblem insan” diyen bir inançla büyütüldüm. Nasıl tüm kültürlerin yüzü birbirine dönükse, nasıl her coğrafyadan, inançtan, kültürden, doğadan besleniyorsak yazarda mutfağını en iyi bildiği yere kurar. Çok okuyorum. Hatta bir kitap bitirdiğimde kendimi dünyanın en güzel kadını görüyorum. Yaşıyorum, biriktiriyorum, dolup taşıyorum. Çoğalıyor ve çoğaltıyorum. Yazarlıkta kuşkusuz kurgunun, düşün önemi yadsınamaz. Benim ilkem yaşayarak, sokakla akarak, eyleme katılarak, insana dokunarak yazmak. Yüreğime değmeyen okurun yüreğine nasıl değsin?

- Son kitabınız ‘Yangın Yeriydi Yurdum’ kısa zamanda 3. Baskısını yaptı. Fazla kitap okunmuyor denilen ülkemizde bu büyük bir başarı. Nasıl yorumluyorsunuz?

- Ülkemizde kitabı en çok okuyanlar öğretmenler, kadınlar, gençler, öğrenciler kısacası onlarda ekonomik sıkıntı çekenler. Kuşkusuz varlıklı, aydın, demokrat, entelektüel insanlar zaten okuyorlar. Kitabım okura ulaşınca sorun kalmıyor. Kalemimin tadına varanlar yeni kitaplarımı bekliyorlar. Popüler kültürün ürünü olmamama karşın kitaplarım iyi gidiyor diyebilirim. Reklamsız, tanıtımsız başarı denebilir mi yanıtı bende değil daha çok okunsun istiyorum.

Ben Yangın Yeriydi Yurdum kitabımı yazarken yangınlar son bulsun dileği ile yazdım. Yangınlar yeniden alevlendi hem de hergün yoksul evlere, yazmalı annelerin yüreğine ateş düşüyor. Çok üzgünüm. Barış savaştan zor olsa da barış için mücadele etmeli, bir yaşam adamalı ve gerçekleştirmeliyiz. Sevgisiz bir toplum olduk. Bankalar bile sevdiklerimizden daha çok arıyorlar. Oysa bildik sloganla barış hemen şimdi!

- Son röportajınızda Deniz Gezmiş’ler idam edildiğinde lisede olduğunuzu ve gazetedeki küpürü kesip kitabınızda saklamanız ve öğretmenin bulması üzerine okuldan üç gün uzaklaştırıldığınızı söylemiştiniz. 3. Baskıya idamlarla ilgili bölümü eklemenizde bu anınızın bir rolü oldu mu? Mezarlık Müdürünü konuşmaya nasıl ikna ettiniz?


DENİZLERİN İDAM GECESİ

- O dönemim mezarlıklar Müdürü eski milletvekillerimizden Alişan Canpolat, aile dostumuz bir akşam ziyaret ettim. Dedim ki Denizler her yönüyle anlatıldı. Yazıldı, çizildi bir tek defin gecesi anlatılmadı, yazılmadı. Oysa en yaşamsal gece o geceydi… En önemli tanıklardan biri de sizsiniz. Israrıma dayanamadı ve bana kıyamadı başladı tüm detaylarıyla anlattı. En çok merak edilen soru neden Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in mezarları arasında başka mezarlar var? Yanıtı kitapta. O defin gecesinde mezarlıkta hiç kadın yoktu.
O gece güle kan damladı…

- Kitabınızın adını ‘Yangın Yeriydi Yurdum’ koyarken “Artık yangınlar olmasın diye düşlemiştim, kötü günlerin geride kalmasını dilemiştim. Ne yazık ki küllenen yangınlar yeniden alev aldı. Her gün yeni bir ailenin evine ateş düşüyor. Çok endişeliyiz, bitecek mi bu yangınlar?


- Üzgünüm, ne yazık ki bu yangınlar bitecek gibi görünmüyor. Tüm demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi ve örgütlü duruş sergilemesi gerekir. İşçi sınıfı bana umudu her dem taze tutmalı diye öğretti. Bu anlamda şiarım: “Hak verilmez alınır.”

- Takip ettiği kadarıyla Sosyal Medya’yı dolu dolu kullanıyorsunuz. Facebook, Twitter, İnstagram. İnsanlarla bu yolla iletişim daha mı kolaylaştı sizin için? Zamanı nasıl ayarlıyorsunuz? Fazla vakit almıyor mu hepsiyle iç içe olmak? Zamanınızın çoğu Ankara’da sendikada geçiyor olmalı. Kalan zamanda da kitaplar, yazılar ve siyaset. Kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?


SOSYAL MEDYAYI YADSIMAK OLASI MI?

- İletişim devrimi oldu. Sosyal medyayı çok önemsiyorum. Eskiden bir ülkede darbe olunca muhalif liderler sürgüne gönderilirdi. Şimdi internetin fişi çekiliyor. Yani twıtter, facebook’a erişim yasağı getiriliyor. Sosyal medyanın olumlu yanlarının daha çok olduğuna inanıyorum. Sosyal medyada anında herhangi bir olayda kamuoyu oluşturabiliyorsunuz. Sosyal medya ile hepimiz bir anda yurttaş gazeteciyiz. Bir sanatçı için yapıtlarını paylaşmak, düşüncelerini söylemek önemli. Kitabım çıktığında anında izleyen binlerce insana ulaşıyorum. Olumsuzluklar olmaz mı? Kuşkusuz sayısız olumsuz olaya tanık oluyorsunuz. Size kolayca ulaşan negatif hatta hasta insanlar sizi ne yazık ki üzebiliyor. Saygısızlık yapıyor. Fotoğrafsız sahte bir kimlikle tetikçilik yapıyor. Sanki beğenmek ya da onaylamak zorunda gibi. Yine de güzel paylaşımlar, dostluklar, örgütlenmeler olabiliyor. Sosyal medyayı görmezden gelmek bir yazar, aktivist, siyasetçi için olanaksız.

ZAMAN KAVRAMI

Sevdiklerime zaman borçlu olduğumu hiç aklımdan çıkarmıyorum bir de iletişim uzmanları diyor ki size birisi “Bir dakikanız var mı?” diye sorduğunda ona bir soruyla yanıt vermelisiniz. “Yeter mi?” Biz zaman hovardası bir ülkeyiz. Ben 25. Saat aramak yerine 24. saati olabildiğince iyi kullanmaya özen gösteriyorum.

Şair diyor ki, “Sevmek zaman aralarını doldurmak değil zamanını vermektir.” Bunu hep aklımda tutuyorum. Zaman kavramını iyi planlıyorum…

Kendime zaman ayırmam mı? Kendime ait saatlerim hep olur. Gençken çay içmem gerekenlerle yemek yediğim için kaybedilen zaman altın değerinde. Şimdilerde çayın, kahvenin, yemeğin saatini ve birlikte olacağım insanın seçimini özenle yapıyorum. Toplumsal yaşamda zamanın ayarını olaylar ve içinde olduğun örgütsel yapı düzenliyor. Bana çokça yapacak bir zaman takvimi kalmıyor.

Her koşulda zamanı olabildiğince güzel değerlendiriyorum.

- “Meyve veren ağaç taşlanır” derler, siz de çok meyve veren bir kadın olarak hiç taş yediniz mi? Ya da öyle hissettiğiniz oldu mu?


Taşlara yanıtı en güzel Pir Sultan Abdal’ın bir tek dizesi veriyor:

“İlle dostun bir tek gülü yareler beni.”

- Tüm bu aktif, üretken hayatın içinde yalnız bir kadın olarak zorluk çektiniz mi?

- İsyan Çiçeğiyim! BirGün gazetesi’ndeki köşemin adı Asmin’di. Asmin Hakkari dağlarının uçurumlarında üç bin metre yükseklerde açan bir isyan çiçeğidir. Ben de kentte dikenli teller içinde açan bir kırçiçeğiyim. Yara bere içinde kalsam da açıyor, yalnızlığımda çoğalıyor ve mücadelemi sürdürüyorum. Şairin dediği gibi “ İnadına bir dakika fazla yaşamak” yaşam ilkemdir.

- Şu anda yeni bir kitap hazırlığı içinde olduğunuzu biliyorum. Bilgi verir misiniz?

BENAZİR’İ YAZDIM

- Sevgili Gülseren, ilk kez bu röportajda kamuoyu ile paylaşıyorum. Sonbahar’da Bilgi Yayınevi tarafında çıkacak kitabım Benazir. Pakistanlı Benazir Butto’nun biyografik romanı denebilir. Pakistan’da öldürülen Müslüman ülkenin ilk kadın Başbakanı Benazir Butto’yu ilk kez 1989 yılında yazdım. Sonra Göçmen Kalem kitabımdaki Benzersiz Benazir yazım çok beğenildi. Bir dostun önerisi ve güzel bir rastlantı beni, Benazir’i yazmaya yönlendirdi. Mücadeleci bir kadının siyasi yolculuğu oldukça ilginç ve çarpıcı.

- Son olarak bir Kadın Hakları Savunucusu olarak da ilham veren bir hayatınız var. Sizi takip eden binlerce kadın var. Hayata karşı olumlu yaklaşımınızla sizi takip edenlere zaten her gün olumlu mesajlar veriyorsunuz ama kadınlara özel bir mesajınız, öğüdünüz var mı?


- Kadınlar değişimin ve dönüşümün en büyük dinamiğidir. Kadınlar yaşamın rengidir. Kadın Hakları savunucusu olmak yaşamımın en büyük onurudur. Kadınlar sözkonusu olunca pozitif ayrımcı oluyorum. Sosyal medyada beni izleyen binlerce kadının ‘İdolümsün’, ‘Örneğimsin’ sözü hem gönendirici hem de sorumluluk yüklüyor. Bir de rahmetli Türkan Saylan’a o yıllarda çıkan ‘Kadınca’ dergisi soruyor. “Sizin cadınız kim?”, “Benim cadım Yaşar Seyman” diyor. Taşı taşıyabilirsen.
Kadınlar için çok sözüm var.
En güzeli ilk röportajımda söylediğim söz.
Kadınların amacı, kavgası, sevdası olmalı…

- Teşekkürler. Başarılarınızın devamını diler, sağlıklı mutlu günler dilerim.

Gülseren Tozkoparan
Açık Gazete, Endonezya
18 Ağustos 2015
Paylaş
  • bumcombe