BİR KELEBEK KADAR ÖMRÜM OLSA, BUNU ÖRGÜTLÜ YAPILARDA TÜKETİRİM
07.07.2009

TEKSATIR’ın bu haftaki konuğu sendikacı, politikacı ve yazar Sayın Yaşar Seyman.

1989 yılından bu yana Banka ve Sigorta İşçileri Sendikası (BASİSEN) Ankara ve İç Anadolu Şube Başkanlığını sürdüren Yaşar Seyman ile başkanlığının 20. yılında bir röportaj gerçekleştiriyoruz.

Kadınların çalışma hayatında ağırlıklarının giderek artmasına rağmen, sendikal örgütlenmede yer almalarında hâlâ bir gelişme görülmüyor. Türkiye’nin en başarılı kadınlarından biri olan ve yıllarını bu mücadeleye adamış olan Seyman ile sendikal uğraşa başladığı yıllara ve günümüze kadar birçok konuda konuştuk.

Yaşar Seyman, örgütlenme önündeki barikatlar kaldırılmadığı gibi, her geçen gün engellerin çoğaldığını söylüyor ve ekliyor: Tüm sorunları ancak örgütlerimizle aşabiliriz!

TEKSATIR sordu; Sayın Yaşar Seyman yanıtladı.

TekSatır: Sendikacı, politikacı, yazar ve annesiniz… 
Aynı zamanda Cumhuriyet’in 75. yılında “Türkiye’nin başarılı 75 kadınından biri” olarak seçildiniz… Bunları biliyoruz, ama sizi daha yakından tanımak istiyoruz: Sendikal çalışmalarınız nasıl başladı?

Yaşar Seyman:

İş Bankası’nda iş yaşamına girdiğim gün, “işçi statüsü” ile işe başladığımı ve bir sendikam olduğunu öğrendim. İşe girdikten üç yıl sonra işçi temsilcisi seçildim. Öğrenci iken sendikal dünyaya ilgili biriydim. Sendikal dünyayı ve sendikal bilinci sendikacı seçilince öğrendim. 1989 yılında, Banka-Sigorta İşkolunda örgütlü, Türk–İş Üyesi BASİSEN Sendikasının; Ankara ve İç Anadolu Başkanı seçildim. Bu yıl bu işlevimin ve Başkanlığımın 20. yılını kutluyorum.

Bir anlamda bu söyleşi, ilk 20. yıl söyleşim oldu sayılır. Teksatır’a teşekkür ediyorum…

Sendikal uğraşa başladığım yıllarda ülkemizde kadın hareketi hızla gelişiyordu. Her alanda bir ses arıyordu. O yıllarda kadın ve sendikayı çağrıştırdığım için %90 erkeklerin oyuyla seçilen bir kadın sendikacı olarak çalışan kadınların da sesi oldum. 
Yıllar geçtikçe çalışanların sesi ve kalemi olma yolunda uğraşımı inançla, inatla, sevgiyle sürdürüyorum.

TekSatır: Bugün geldiğiniz noktada, sendikal hedeflerinize ulaştığınızı söyleyebilir misiniz?

Yaşar Seyman:

Bunu söylemek çok zor...

Hele Türkiye’de sendikal uğraş içinde yer alıyorsanız ve kadınsanız yaşam boyu mücadele etmek zorundasınız. Kadın da sendika da, ne yazık ki hala kendini anlatıp tanıtma sürecini aşamadı. Sendikal uğraşa 1982 Anayasası ile başladık.

Darbe anayasasıyla sendikacılık yapmak, mayınlı bir alanda özgürlük mücadelesi vermek gibiydi…

Sendikal uğraşa başladığım yıllarda dillerdeki sloganımız: “Örgütlenme önündeki engelleri kaldırmalıyız!” idi. Bugünkü sloganımız: “Var olan örgütlülüğü korumalıyız!”a dönüştü. Türk-İş üyesi olduğumuzda bir milyonun üstünde üyesi vardı. Şimdilerde, üç işçi üst örgütü olan TÜRK–İŞ, DİSK ve HAK-İŞ’in toplam 700 bin üyesi var. O yıllarda Türkiye Uluslar arası Çalışma Örgütü ILO’nun kara listesinde yer alıyordu, bugün de yer alıyor. Bizim Banka İş Kolunda grev yasağımız sürüyor. Sosyal hukuk devletinde olan işçi hakları ve sendikal özgürlüklerden ne yazık ki yoksunuz…

1 Mayıs İşçi Bayramı, daha bu yıl yasal bayram oldu… 20 yıllık süreçte güzel olan, kamu çalışanlarının örgütlenmesi ve kadın sendikacıların çoğalmasıdır. Bu yıl sendikamız adına mutluluk veren başarı BASİSEN’in İş Bankası’ndaki toplu iş sözleşmesinin üç bankada teşmil alınması kararı bakanlar kurulundan çıktı. Cumhurbaşkanı da bunu onadı. Resmi Gazete’de yayınlandı. Avrupa’da yürürlükte olan teşmil kurumu, umarız en kısa zamanda ülkemizde de uygulanır. BASİSEN bu konunun yılmaz izleyicisi olacaktır.

TekSatır: Çalışma arkadaşlarınızın verdiğiniz mücadeleye yaklaşımları nasıl?

Yaşar Seyman:

Banka ve sigorta sektörü, öğrenim düzeyi yüksek bir iş kolu olduğu için iletişim zorluğu yaşamıyoruz. Ben her geçen gün sendikal bilincin yükselmesine tanık olma sevinci yaşıyorum.

İşçi sınıfı mücadelesinde kadın-erkek çok net çizgilerle ayrılmıyor. Emek örgütünde herkes ekonomik ve sosyal hakları için bir arada bulunuyor. Kuşkusuz kadınların kadın olmaktan kaynaklanan özel sorunları var. Bu da özel ve özgün çalışmalarla aşılabiliyor. Kariyer yolundaki engelleri sendikanın kararlı çalışmalarıyla aşıldı. Kreş, emzirme odaları ve sosyal haklar konularındaki çalışmalar sürdürülüyor. Eğitim çalışmaları özlenen düzeyde olmasa da aralıksız sürdürülüyor.

TekSatır: Gazetecilerden ve meslektaşlarınızdan destek alabiliyor musunuz?

Yaşar Seyman:

Dostluk ilişkileri içinde destekleri oluyor. Ama yine de görsel ve yazılı medyada, sendikal dünya, işçi hakları ve verilen mücadele yeterince yer almıyor. Gündem oluşturmuyor. Bunun nedeni çok açık, çünkü medyada sendika yok! Medya kendi dünyasında izin vermediği gibi, yok etmeye çalıştığı sendikal dünyaya neden yer versin? Sabah ve ATV’deki grevi birlikte yaşıyoruz.

TekSatır: 2008 yılı Temmuz ayında yapılan bir araştırmada, Türkiye’deki işçi sayısının 5 milyon 414 bin 423 olduğu saptanmıştı. Bu işçilerin sadece 3 milyon 179 bin 500 kadarının sendikalı olduğu görülmüştü. Sendikalaşma oranı, ne yazık ki % 59 düzeyinde kalan ülkemizdeki bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşar Seyman:

Ülkemizde sendikal örgütlenme oranı çok düşük. O sayı bile şişirme kaldı ki biz ona “hormonlu sayı” diyoruz.

Örgütlenme önündeki barikatlar kaldırılmadığı gibi, her geçen gün engeller çoğalıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan baraj bizim ülkemizde var. Milyonlarca işsiz, işvereni daha pervasız ve acımasız yapıyor. Oysa sendikacılıkta yirmi yıllını kutlayan biri olarak şunu söyleyebilirim: Tüm sorunları örgütlerimizle aşabiliriz! Bir kelebek kadar ömrüm olsa, bunu örgütlü yapılarda tüketirim.

TekSatır: Çalışma hayatında ağırlıkları giderek artan kadınların, sendikal örgütlenmelerde yer almalarında gelişme görülmemektedir. Türkiye’de faaliyet gösteren 147 sendikanın sadece 16’sının Başkanlık koltuğunda kadınların oturduğunu biliyoruz. Sizin bu konudaki yorumunuzu alabilir miyiz?

Yaşar Seyman:

Aslında “Erkek Cumhuriyetimiz”, “Erkek Hükümetimiz” ve “Erkek örgütlerimiz” birbirine benziyor ve bu benzerliği de ısrarla sürdürüyor. Sendikal dünya, erkek görünümlü bir dünya fotoğrafı vermekten son derece mutlu görünüyor. Oysa eylemlerde kadın çalışanları en ön saflarda görmek olası... Gelişen dünyada; kadınların üretimine, sesine kulak vermeyen hiçbir örgüt, kendini yarınlara taşıyamaz ve iktidar olamaz.

TekSatır: Sendikal mücadelenizi siyasete nasıl taşıdınız?

Yaşar Seyman:

Sendikalar siyaseti besleyen kanallardır. Çağdaş demokrasilerde önemli siyaset adresleri sendikalardır. Sendikalarla kurumsal ilişki içinde olan siyasi partiler, her zaman iktidara yakındır.

Benim yaşamımdaki dört “S”nin gizi: Sendika, Siyaset, Sevgi ve Sabırdır… Bu dörtlüyü hep sevdim ve birlikte yürütmeye özen gösterdim.

Siyasette emeğe saygı göstermemenin ve vefasızlığın düş kırıklığını çokça yaşadım. Oysa kaliteli emek, biriktirir ve üretken kılar diye düşünüyorum.

TekSatır: Güler Sabancı ile birlikte Avrupa Komisyonu’nun, Türkiye’den seçtiği “beş kadın portresinden” biri oldunuz. Ve dünyada 15 milyon 500 bin üyesi bulunan “Global Union” tarafından organize edilen “Avrupa’nın Başarılı Sendikacısı” ödülüne layık görüldünüz. Türkiye’de bir kadın olarak, bu başarılar size neler getirdi?

Yaşar Seyman:

Bu seçimler ve ödüller, kişisel mutluluk ve sorumluluk yüklüyor insana. Bu başarılar, Türkiye’de kitleler nezdinde sevgiyle karşılansa da; medyamızın popüler kültür modellerine uymadığı için, görmemezlikten geliniyor. Beni dinamik tutan ve çoğaltan, bu seçimler ve ödüller için teşekkürler.

TekSatır: Politik hayatınız nasıl başlamıştı? Türkiye’nin içinden geçtiği son politik durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşar Seyman:

Politik yaşamım, sendikal yaşamımdan önce, CHP gençlik kollarında başladı… 12 Eylül 1980 darbesi sırasında Ankara İl gençlik kollarında yöneticiydim. Daha sonra sendikal uğraşta bulundum… Söylediğim gibi, Sendikalar ve Sivil toplum Örgütleri, siyaseti besleyen kanallardır… 1998 yılında CHP parti Meclisine seçildim. 1999 – 2000 yılları arasında on yedi ay CHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundum. SHP’de kurucu üye ve genel sekreter yardımcılığı yaptım. 2006 yılından itibaren hiçbir siyasi partinin üyesi değilim, aktif siyasetten uzak sendikacılık yapıyor ve yazıyorum.

Son siyasi gelişmeleri çok olumlamıyorum. Öncelikle “Siyasi Partiler Yasası” ve “Seçim Yasası”nın değiştirilmesini istiyorum. Örgütlenme çalışmalarına hız verilmesini. Kadınların ve gençlerin siyasete aktif katılmalarının sağlanmasını savunuyorum. Çünkü değişimin ve dönüşümün en önemli dinamikleri gençler ve kadınlardır.

TekSatır: Sendika yöneticiliğiniz, politikacılığınız ve yazarlığınızın yanı sıra; bir de gazetecilik yönünüz var... Gazeteciliğin hangi alanında zorluk yaşıyorsunuz?

Yaşar Seyman:

Gazetecilik denebilir mi? Kuşkum var! Ben kendimi “Yurttaş Gazeteci” olarak tanımlamak istiyorum… Çeşitli gazetelerde uzun yıllar köşe yazarı olarak bulundum. Son yıllarda köşe yazarlığı yanında röportajlar da yapıyorum. Ve görüyorum ki, ülkeyi yönetenler, yazarı “arzuhalci” olarak kabul ediyorlar. Arzuhalci yazar olmadığımı, kamu görevi yaptığımı ve ötekilerin sesi olmayı seçtiğimi biliyorum ve kararlılıkla bu uğraşı sürdürüyorum. Sessizlerin sesi olmak onur veriyor bana...

TekSatır: Ayrıca: “Hüznün Coşkusu Altındağ”, “Umut Gün Işığında”, “Kadın ve Sendika”, “Söz Sözü Açtı mı?”, “Aydınlanmanın Kadınları”, “Kadınlar Olmadan Asla”, “Yüksek Sesle Konuşmanın Tam Sırasıdır”, “Asmin: Korkuyu Yenmeliyiz”, “Fındık Çiçek Açınca” ve “Fırat’a Mektuplar” adlı kitaplarınızı biliyoruz. Yayınlananlardan hangisi daha çok ilgi gördü? Yeni kitap hazırlığınız var mı?

Yaşar Seyman:

“Hüznün Coşkusu Altındağ” çok ilgi gördü… 1987 yılında Akademi Kitabevi birincilik ödülünü yazar Feridun Andaç’la paylaştık. İlk kitabımdı ve oyunlaştırıldı. 93’ten bu yana, Devlet Tiyatroları’nın: Ankara, Bursa, Antalya, Van sahnelerinde sergilendi. “Asmin”, “Kadın ve Sendika”, “Fırat’a Mektuplar” da çok ilgi gördüler. İkinci baskıları yapıldı. Yeniden güncelleştirip basılmasını istiyorlar.

Şu an elimde bitmek üzere bir öykü kitabım var. Eylül’de bir “Nehir Söyleşi” kitabım çıkacak. Ayrıca, bir seçki kitabım olan “Kadın Öykülerinde Ankara” Sel Yayıncılıktan çıktı ve ikinci baskı yaptı.

TekSatır: Sendikacılıkta, siyasette, yazarlıkta ve gazetecilikteki başarılarınızın yanı sıra; bir de annesiniz. Bu kadar yoğun çalışan bir annenin, oğlu ile ilişkileri nasıl gidiyor?

Yaşar Seyman:

“Fırat’a Mektuplar” kitabımın ilk sayfası şöyle başlar: “Zaman borcum olan oğluma…”  Gerçekten de oğlum Fırat’a ve sevdiklerime zaman borcum var… Fırat’ın annesiyim, ama milyonlarca Fırat için koşturuyorum. Toplumsal uğraş içindeki herkes böyle değil mi? Babama ve anneme çağdaş bir demokrasi armağan edemedim. Fırat’a ve Fırat’lara edebilir miyim diye uğraşıyorum...

Fırat’a zaman borcum olsa da, ana-oğuldan öte, çok iyi iki arkadaşız. Ben uzun yıllar onun Yaşar’ıydım. Yazılarımın en acımasız eleştirmenidir. Onun genç bakışı yazılarımı ve toplumsal uğraşlarımı gençleştiriyor. Benim gibi yoğun anneler zamanı kullanmayı öğreniyor. Fırat’a ayırdığım özel zamanlarım hep oldu. Uzun yıllardır tatillerimizi birlikte yapıyoruz. Yaşamsal tüm projelerimi önce onunla konuşuyorum. Bir de, çok derin uykulardan uyanıp, ya beni havaalanına bıraktı ya da aldı. Bende emeği çoktur…

Fırat geçen yıl evlendi. Küçük ailemize Ayça da katıldı. Biz Fırat ve Ayça ile Ankara’da yaşıyoruz.

TekSatır: Bizim çok başarılı bulduğumuz bir web siteniz var. Ziyaretçi sayınız ne aşamada? Sitenizi güncelleştirmeye nasıl zaman buluyorsunuz?

Yaşar Seyman:

Kendi adıma ve hazırlayan değerli dostum Necati Koçak adına çok teşekkür ediyorum. Web sitemi çok başarılı bulanlar var. Ziyaretçi sayımız oldukça fazla. Dünyanın her köşesinde tıklanıyoruz. Özellikle Pazartesi ve Perşembe günleri bu tıklama yoğunlaşıyor. Güncellemeleri Sevgili Necati Koçak yapıyor. Ona bu konudaki gönül borcum çok büyük. Biraz daha yenilikler yapacağız.

TekSatır: Son olarak, kısa vadede gerçekleştireceğiniz başka somut projeleriniz neler?

Yaşar Seyman:

Çalışma masamda kitap taslakları var. Benimle cilveleşiyorlar. Bazen biri diğerinin önüne geçiyor. Aralarında inanılmaz rekabet görüyorum... İtiraf edeyim ki, sendikal uğraşım daha aktif, daha canlı ve rekabete izin vermiyor… Bu yıl ve gelecek yıl sendikal takvimimiz çok yoğun görünüyor…

Ayrıca kadın hakları konusunda yurt dışı ve yurt içi konferanslarım sürüyor. Bir yıllık ajandam dolu görünüyor… Dediğim gibi: Bir öykü kitabım bitmek üzere, bir de ilk kez bir film senaryosu yazıyorum…

Tüm çalışmalarınızda başarılar diliyoruz ve çok teşekkür ediyoruz Sayın Yaşar Seyman…

http://www.teksatir.com.tr/soylesi/1675/1/bir-kelebek-kadar-omrum-olsa-bunu-orgutlu-yapilarda-tuketirim.aspx

Paylaş
  • bumcombe