SENDİKA DÜNYASI’NIN JEANNE D’ARC’I
12.11.2008

Portre - Ahmet Külsoy

Elinin hamuru ile sendikal bürokrasiye kafa tutan kadın: Yaşar Seyman. Sendika dünyasının jeanne  d’Arc’ı.  
Banka sigorta işçileri Sendikası Ankara ve İç Anadolu şube  
Başkanı Seyman , aynı zamanda Türkiye’nin profesyonel tek  
kadın sendikacısı olmasıyla da tanınıyor. 

Seyman günümüzde gerçekten zoru başarmış. Çünkü,  
erkek egemen bir toplumda hele hele sendikacılığın büyük  
rant getirdiği bir dönemde, demokratik yöntemleri kullanarak  
seçilmek her babayiğidin işi değil. Birde  
kadınsanız işiniz daha da zor. Yaşar  Seyman  
kadın olmasına rağmen ilk zamanlar erkek  
işçilerden büyük destek gördüğünü, bu desteğin  
hala devam ettiğini coşkuyla   söylüyor. İşçi  
sınıfının bir bütün olduğunu belirten Seyman,  
kadın haklarını insan hakları ile iç içe  
algıladığını belirtiyor. Seyman’ın sadece  
örgütsüz işçileri örgütlediğini, toplu sözleşme  
masasında patronlara kafa tuttuğunu düşünenler  
yanılıyor. O aynı zamanda oyun yazarı.  
1993yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda   
sahnelenen “Hüznün Coşkusu Altındağ”  oyunu sanat  
kurumu’un “Övgüye Değer Yazar” . “En iyi kadın  
oyuncu “, “En iyi Dekor”ödüllerini aldı. 1995  
Kültür Bakanlığı “ Özel ödülü”nü de yine bu  
oyunla aldı. “Hüznün Coşkusu Altındağ” oyunu  
müzikal olarak 1996-1997 döneminde Bursa Devlet   
Tiyatrosu’nda sahnelenecek. Seyman, Yazarlar   
Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Dil derneği  
üyesi. Seyman, Sigorta Life Dergisi’nin  
Türkiye’deki sendikacılık , sigorta sektörünün  
sendikaya bakışı ve bir kadın olarak sendika  
dünyasındaki rolü konularındaki sorularını  
cevapladı. 
            Sayın Seyman, özel sigorta  
şirketlerinde çalışan işçi sayısı nedir? Bunların  
ne kadarı sendikalıdır?
 
            Seyman: Bankacılık alanındaki  
sendikalı üye ve örgütlü işletme, sigorta  
sektöründe yok. Ancak 1995 yılı Hazine  
Müşteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu raporlarına  
göre: Türkiye’de 55 sigorta şirketi 4 de  
reaüsrans şirketi faliyet gösteriyor. Bu  
şirketlerde toplam çalışan işçi sayısı 6600  
civarındadır. Yalnızca 8 sigorta ve 1 de  
Reaüsrans şirketinde 2 bin çalışan işçi  
sendikalıdır. Sendikamız BASİSEN bu şirketlerin  
7’sinde 1700 işçiyi örgütlemiştir.  
            Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda,  
sendikal örgütlenmenin  sigorta şirketlerinden   
son derece zayıf olduğu görülmektedir. Oysa  
sigortacılığın gelişmiş olduğu İtalya’da,   
sigorta sektöründe sendikal örgütlülük güçlü ve  
yaygındır. Ülkemizde sigorta sektöründe,  
sendikal  örgütlenmenin güçsüz oluşunun  
nedenleri; demokrasinin güçsüz oluşu ve bu  
sektörde çalışan insan sayısının az oluşudur.  
Bunun yanısıra şirketlerin yapısal sorunlarıda  
söz konusu. 
            Türkiye’de sosyal güvenlik  
kuruluşu denince akla ilk gelen SSK, Bağ Kur ve    
Emekli Sandığıdır. Halbuki Batı’da, özel sigorta  
zorunlu. Bizde özel sigorta bilici neden  
gelişmedi? Sendika – SendikacI olarak  bu yönde  
sizin bir çalışmanız var mı?
 
            SEYMAN: Her  şeyden önce özel  
sigortacılık anlayışı ‘İsteğe bağlı  olarak’  
uygulanması gereken bir kavramdır. Özel sigorta  
anlayışında bir zorlama, mecburiyet yoktur. Neden  
yoktur ? 
            Çünkü sosyal güvenliğin  
sağlanmasında  asıl görev devlete düşmektedir.  
Avrupa ülkelerine baktığımızda, devletin sosyal  
güvenlik  sisteminde son derece etkili,  
vatandaşın haklarını ve geleceğini güvence altına  
alan bir yapıda olduğunu görürüz.  
            Özel sigortacılığın gelişmesi  
bireylerin tasarrufu ile yakından ilgilidir.  
Bizim insanımız günümüz koşullarında tasarruf  
yapmak şöyle dursun geçimini zor sağlıyor. Şimdi  
ülkemizde deniliyor ki, sosyal güvenlik kurumları  
büyük kriz içinde, bu nedenle bu kurumları  
özelleştirelim yada özel sigorta şirketleri bu  
işi yapsın. Bunlar düşünülmeden irdelemeden  
yapılan konuşmalar. A.B.D’de  Clinton’un,  
ingiltere’de Tony Blair’in, Fransa’da Jospin’in  
önem verdiği konuların başında sosyal güvenlik  
konusu geliyor. Şimdi deniliyor ki Batı  
ülkelerinin sosyal güvenlik sistemleri kriz  
içinde. Bu bir ölçüde doğrudur. Ancak onların  
sorunu genç nüfusun  azlığı ile yaşlı nüfusun  
artması. Oysa bizim ülkemizde sorunlar farklı.  
Üstelik sosyal güvenliğe can verecek genç nüfusa  
sahip.  
            Batı da özel sigorta şirketleri  
gelişmiş bu doğru. Çünkü bu ülkelerdeki  
insanların gelir düzeyi bireylerin gönüllü  
tasarruf yapmalarına imkan verecek şekilde  
gelişmiştir. Tehlike ile mücadele    konusunda  
sigorta bilinci gelişmiştir. Bugün evrensel  
anlamda sosyal güvenlik ; bir insan hakkı ve  
devlet görevi olarak  kabul edilmektedir. Bu  
nedenle devlet, bütün vatandaşlarına sosyal  
güvenlik garantisi sağlamak zorundadır.  
           Toplu İş sözleşmesi imzaladığınız  
özel sigorta şirketlerinde işçilere ne gibi  
haklar sağladığınız?
 
            SEYMAN: Toplu sözleşme görüşmelerinde  
işçi haklarını koruyup geliştirmenin yanısıra,  
işyerinde sosyal barışın da korumayı her zaman  
hedeflemiğizdir. Örgütlü olup, toplu sözleşme  
yaptığımız iş yerlerindeki işçilerimizin elde  
ettiği, sosyal ve ekonomik haklar, diğer  
sektörlerdeki işçilerden daha ileri düzeydedir. 
           Bildiğimiz kadarıyla uzun süredir  
görev yapıyorsunuz.  Seçimlerde kadınlardan mı  
daha çok alıyorsunuz, erkeklerden mi ?
 
            SEYMAN: Ben beş dönemdir sendikacılık  
yapıyorum. İlk seçimlerde yüzde 90 erkek  
arkadaşlarımın desteği ile seçildim. Buna rağmen  
erkeklerden çok kadın arkadaşlarımın haklarını  
savundum. Kadınların özellikle de çalışan  
kadınların sesleri oldum. Bunu bir eksiklik  
saymadım. Kadın hakları insan ile iç içe  
görüyorum. Kaldı ki  işçi sınıfı bir bütündür.  
Kısaca hemcinslerimden de karşı cinslerden de  
destek aldım. Bu desteği almasaydım, sizinle bu  
söyleşiyi  yapma olanağım olmazdı. 
            Türkiye’nin tek kadın  
sendikacısınız. Karşılaşıtığınız zorluklar var  
mı ?
 
            SEYMAN: Bugün ülkemizde hem kadın  
kavramı hem de sendikal kavram yeterince çağdaş  
anlamda  yüklenmiş ve algılanmış değil. Sendikal  
uğraş evrensel olmasına rağmen erkek uğraşı  
olarak biliniyordu. Bu iki zorluğu uzun yıllar  
sonunda kadın kimliğimi, özgünlüğümü ve kadın  
yazılımı koruyarak başardım. Bu başarının her  
adımında sendika yöneticilerinin ve birlikte  
çalıştığım arkadaşlarımın katkıları vardır. Uzun  
yıllar konuk  olarak  çağrılı olduğum, sendika  
genel kurullarında gazetecilerin oturduğu bölüm  
gösterildi  bana ‘gazeteci misiniz’ sorusu  
soruldu. Toplu sözleşme masalarında ‘Uzman  
mısınız’ sorusu soruldu. Bir süre  sendikacı  
olmam bazı arkadaşlarım tarafından yadırgandı.  
            DİSK, Hak-İş ve Türk-İş’e üye  
sendikalarda çok sayıda kadın işçiler var ama bir  
türlü ön plana çıkamıyorlar. Bunun nedenlerini  
sorguladınız mı?
 
            SEYMAN: Çağdaş demokrasiyi uzun  
süreli kılamadığımız, örgütlenme geleneği  
oluşturmadığımız için örgütlerle kadınlar geç  
buluştular. Sendikaları da erkekler kurdu.  
Sendikacılık erkek işi olarak algılandı. Son  
yıllarda eylemlerde kadın işçilerin ön sıralarda  
yer aldığını görüyoruz. Kadınların sendikal  
yönetimlerinde  uzun süre görev alamamaları,  
sendika içi demokrasinin olmayışı ve eğitim  
yetersizliğinden kaynaklanıyor. Bunu aşmak için  
çalışıyoruz. 

Paylaş
  • bumcombe