İKTİDAR UĞRUNA KADINLIĞIMI KISKANMAM
29.07.2007

"Makyajsız, fönsüz, manikürsüz eylem yapmam" diyen kadın sendikacı Yaşar Seyman ile iktidarı, işçi sınıfını, yeni sendikal anlayışı ve seçimi konuştuk...

 

BULUŞMALAR / AHMET TULGAR

Yaşar Seyman, 70’li yılların sonunda girdiği sendikal mücadeleyi hâlâ sürdürüyor... Ancak bu sert hayat bu ‘delikanlıyı bozmamış’. Kadınlığından dirhem kaybettirmemiş ona... Yumuşacık. Her dem şık, her dem güler yüzlü. Ve 78 çocuklarının çoğu gibi gördüğü baskıyı, şiddeti leblebi, çekirdek yapmış biri.

Yaşar Seyman sadece yürüye yürüye yolları aşındırmakla kalmayan, deneyimlerini, izlenimlerini 20 yıldır haşır neşir olduğu iktidarın söylemini hemen hiç sızdırmadığı kadınsı kitaplarda toplamış. Bir yazar yani aynı zamanda... Yeni kitabı "Fındık Çiçek Açınca" geçen ay piyasaya çıktı. ve hemen ikinci baskısı yapıldı.

‘Beni erkekler destekledi’

Şimdi geriye baktığınızda bütün bu işçi mücadelesi, bu zarif, hoş kadına neler katmış?

Ben 70’li yılların sonunda öğrenci hareketine girdiğimde işçi eylemlerinin en önünde yürüme hakkını kendimde görüyordum. Sendikal mücadeleye girdikten sonra ise kendimi daha eşit, daha orta, ortalama bir konumda görmeye başladım. Genç bir kızın "pervasız özgüveni" yerini “mütevazı bir kendini bilme”ye bıraktı. Yani sendikal mücadele içinde sadece işçileri, emekçileri değil kadını da tanıdım.

“Pervasız özgüveniniz" gençliğinizden mi kaynaklanıyordu yoksa güzelliğinizden mi?

Bence gençliğimden. Biz o zaman işçileri tanımıyormuşuz. Biz işçilere öncülük yapıp devrim yapacağımızı sanıyorduk öğrenci hareketi içindeyken. İşçilerin üretimden gelen güçlerinin, yapabileceklerinin farkında olduklarını sanıyorduk. Ama sendikal mücadele içine girdiğimde, işçilerin bunun pek de farkında olmadığını, bu devrim işinin hiç de bu kadar kolay olmadığını gördüm.

Başka yapacak iş bulamadınız da mı sendikacı oldunuz? Demin de dedim, hoş bir kadınsınız, şimdi başlasaydanız iş hayatına, yöneticiler sizi asla işçilere kaptırmazlardı...

İş hayatına 1979’da bir bankada atıldım. Öğrenci hareketinden geldiğimi bildikleri için sendikanın iş yeri temsilcisi seçileceği zaman çalışanlar bana bu pozisyonu, bu pozisyona aday olmamı teklif ettiler. "İşverenle bizim aramızda köprü olur musunuz?" diye sordular, ben de hemen kabul ettim.

Kadınlar mı sizi aday göstermek istedi?

Hayır, ben yıllardır hep erkeklerin oylarıyla sendikal örgütlerin yönetimine seçiliyorum.

Sendikacılığa başladığınız yıllarda da böyle makyaj yapar mıydınız?

Evet. Ben bir kadınım. Benim yazılımım kadın yazılımı. Kadın bence estetik, güzellik çağrıştırıyor. Beni sendikada yorgun görebilirler, üzgün görebilirler ama bakımsız asla görmemeliler. Ben işçileri temsil ederken onlara ve kendime saygımdan ötürü her zaman bakımlı olurum, makyajımı yaparım. saçlarım her zaman fönlüdür, tırnaklarım manikürlüdür. rujumu sürer, 200 bin işçinin de önüne geçer yürürüm.

Peki, 70’li yılların sol ahlakı sizin gibi süslü, püslü bir sosyalistin solcu erkekler tarafından dışlanmasına neden olmadı mı?

Elbette ki benim kariyerimi engellemek isteyen erkekler oldu. Ama erkekler zaten her alanda birbirleriyle de rekabet ediyorlar. bir de ben banka sektöründe faaliyet gösteriyordum. yani eğitim düzeyinin yüksek olduğu bir sektörde. Bu yüzden işim biraz daha kolay oldu. 

‘Tansu Çiller erkekleşti’

Toplu sözleşme toplantılarında patronların dış görünüşünüze bakıp sizi "kolay lokma" olarak değerlendirmesi gibi şeyler olmuyor mu?

Hayır. İlk yıllarda biraz şaşırıyorlardı sadece. Ama sonra eylemlerde filan göre göre alıştılar. Bir de banka reklamlarında banka memurları hep güleryüzlü kızlardır ya, sendikacılarının da güleryüzlü olması hoşlarına gidiyordu herhalde işverenlerin... Ama ben bu güleryüzümün, bu coşkulu halimin bir eleştiri konusu olmasını istemem. İktidar zaten çok erkeksi bir kavram, ben kadınsılığımı sırf iktidar için kısamam açıkçası. Mesela Tansu Çiller politikaya başladığında ne hoş bir kadındı, ama sonra erkeksileşti.

‘Polis süslü kadınlara daha sert’

Sizin gibi hem politize, hem de süslü kadınlara polis eylemlerde biraz daha sert davranıyor galiba, değil mi?

Evet; bunca yıldan sonra hâlâ çantam aranıyor, hâlâ mıncıklanıyorum mitinglerde. Nedense polis eylemci kadınlara karşı erkeklere olduğundan daha saldırgan.

Kadınlardan çok destek alıyor musunuz?

Hem de her kesim kadından. Mesela "Asmin" adlı kitabım çıktığında Nermin Bezmen aradı ve "Sen kitabında türküleri yazmışsın, ben bu kitabı Brahms eşliğinde okudum. Çok etkilendim. Ben işçi sınıfından insanları daha öfkeli bilirdim. Lütfen, görüşelim" dedi. Ben bir sendikacıyım, Nermin hanım bir burjuva. O benimle konuşurken, ben sessizce ağlıyordum.

‘İşçi, istenmeyene oy vererek tepki koyuyor’

Yakında bir genel seçim olabilir. Sizce işçiler genellikle sol partilere mi oy veriyor, sol partilere mi oy verecek?

Herkes işçiden sola oy vermesini bekliyor fakat her zaman öyle olmuyor. Çünkü işçi eğer iktidar o güne kadar kendisine kulak vermemişse siyaset sınıfına tepkisini hiç istenmeyen, medyanın, iktidarın pek tavsiye etmediği partilere oy vererek gösteriyor.

Türkiye işçi sınıfı nasıl bir ruh hali içinde? Ortak bir ruh hali saptanabilir mi?

Bence her şeye rağmen işçiler umutlu. Bakın, Milli Takım’ın başarısında nasıl hepsi bütün sefaletlerine rağmen ulusal coşkunun bir parçası oldular. Onlar da artık mutlu olmak istiyorlar.

Artık işçi temsilcileri, yani sizler patronlarla eskisine oranla çok daha fazla iletişim içindesiniz, değil mi?

Evet, doğru, neden olmayalım? İşçiler fark etti ki: Eğer iş yerleri ayaktaysa, onlar da ayakta kalabilirler. Yeni sendikal anlayışta sendikalar işletmeyi koruma yoluna gidiyorlar. Bu ekonomik kriz Türkiye işçi sınıfına işletmeleri büyüdükçe, yaşadıkça kendilerinin de var olabileceğini gösterdi.

Yani gençlik yıllarınızın "emek-sermaye çelişkisi”, “sınıf savaşı” gibi kavramları artık sizin için bir anlam ifade etmiyor mu? Artık bu kavramları kullanmıyor musunuz?

Küreselleşme dünyayı bir köy haline getirdi. Yeni sendikal anlayış işçi sınıfının evrensel bir dille konuşmasını bağlıyor. Artık emekçi emekçi olduğunun farkında, işveren işveren olduğunun farkında, karşılıklı oturuyorlar, konuşuyorlar, kol kola giriyorlar sonra...

‘Ben solcuyum... Asistanım türbanlı’

Bir önceki kitabınız “Asmin” de çok satmıştı. Yeni kitabınız “Fındık Çiçek Açınca” da hemen ikinci baskı yaptı. Kitaplarınızı kimler okuyor?

Ben Türkİş’e bağlı bir sendikacıyım. Ve Türkiye’de sol kimliği ile bilinen bir kadınım. Ama mesela bu yeni kitabımda Hak-İş’in bir direnişini yazdım. Ve asistanım türbanlı bir kız: Elif. Elif benim el yazılarımı temize çekti. yazdıklarımı okudu. Ve onunla insanca diyaloğumuza hiçbir şey engel değildi. Ne benim solculuğum ne onun türbanı. “Yaşar abla, Burası çok karışık olmuş” diyebiliyordu Elif bana. Hemen değiştiriyordum orayı.

‘Şimdi aşk romanı yazacağım’

Bundan sonra ne yazacaksınız?

Bir roman.

Toplumsal gerçekçi bir roman mı yazacaksınız bir sendikacı olarak?

Hayır, bir aşk romanı yazacağım. İşçiler de naif insanlar. Onlar da aşık oluyor, onlar da aşk acısı çekiyor. Onlar da sevdalandıklarında zayıf düşüyorlar. İşçileri de öyle abartıp, katı kahramanlar gibi göstermemek lazım romanlarda. Ben sade, bağırmayan hayatları seviyorum.

Paylaş
  • bumcombe